Dizi izleme kültürüm hiç yoktur açıkçası. 3saatlik güzel bir filmi 30 dakikalık bir diziye tercih ederim. Filmler genellikle daha gazlayıcı olmuştur bana göre. Hele ki konsol oyunları olan filmler bana daha cazip gelmişlerdir. Ama her şeye rağmen birçok filmin oyunu filmindeki başarıyı yakalayamamış ve oyun sektöründeki tüketicileri büyük hüsranlara uğratmıştır. Filmlerdeki kurgular bir türlü oyunlara dört dörtlük yansıtılamamış, filmdeki heyecanı oyuncuya aktaramamıştır. Bugüne kadar ki en iyi film oyunu kendi zevklerime dayanarak söylüyorum ki KING KONG’ tu. Özellikle dev gorili oynamanın zevki bir başkaydı. Filmini izleyip de az gaza gelip oturmadım konsol başına. Ama diğer oyunlarda hep şu yargı oluştu kafamda. Film oyunları tüketiciye filmlerindeki verdikleri hazzı oyunlarında bu gidişle asla veremeyeceklerdi. Bu yolda gidilirse sinema yada televizyonda izlediğimiz bölümleri ağız tadıyla oynayamayacaktık galiba.
Tüm bu karamsarlığın içinde güzel bir yeniliği keşfettim. Film oyunlarının yanı sıra yüksek izlenim oranlarına ulaşmış bazı dizilerinde oyunlarının yapıldığını duydum. İşte bunlardan biride birazdan tanıtımına geçeceğim 24 THE GAME oyunudur. PS2’nin son zamanlarını yaşadığı bu günlerde yaşlı kurdu canlandırmak isteyen arkadaşlarım hazır olsunlar. Her şeyiyle sizi ekrana kilitleyecek kalitede bir oyun önerim geliyor.

KOY ORTAYA BİR KARIŞIK
24 THE GAME oyunu adından da anlaşılabileceği gibi “24” isimli bir polisiye dizisinin oyunu. Baş rolünü Kiefer Sutherland'in oynadığı bu dizi halen Amerika ve tüm dünya kanallarında yüksek izlenim oranlarıyla devam etmekte. Dizide olduğu gibi ana karakter Jack Bauer' in sesini de yine Kiefer Sutherland' in seslendirdiği oyunumuzda her polisiye dizinde olduğu gibi suçlu polis ve derin devlet çatışmalarını yaşayacağız. Her şey ekip arkadaşlarımdan Burak’ın “Acaba bu oyun nasıldır kardeşim ya?” demesiyle başladı. Oyun dükkanımıza uzun süreli gelgitlerle karar verip aldığımız oyunumuzu parasını ödemeye gittiğimizde kasada oyun hakkında ilk bilgileri aldık. Oyunumuz 2DVD den oluşmakta. Ve yapımcısı GOD OF WAR gibi bir klasiği bizlere kazandıran SONY firması. Büyük beklentilerden uzak ama firmasına güvenilir bir şekilde konsolumuza taktığımız oyunumuz daha ilk başlangıcında bizi sevinerek söylüyorum dumur etti :) Güzel bir demo ile başlayan oyundaki görüntüler bir demo için Burak ve beni fazlasıyla tatmin etmişti. Gerek karakterlerin yüz mimikleri gerekse grafikler ve macro derinlik ilişkileri bir demo için fazlasıyla güzeldi. Ardından oyunun menüleri kontrol etmek için girdiğimizde çok ayrıntılı menülerle karşılaştık. Özellikle dil seçeneklerini gördüğümüzde gerek oyundaki konuşma dili gerekse alt yazı dili seçeneklerinin çokluğu bizi bir yandan sevindirdi bir yandan da üzdü. Bir tek kelimesini bile bilmediğimiz garip dillerin olduğu bu gibi oyunlarda Türkçe’mizin hala bir seçenek olarak eklenmeyişi bizi üzüyor. Ama ülkemizdeki korsan faktörü ve bizimde buna “dur” demek yerine yatkın olmamızda göz önüne alındığında “sanırım ektiğimizi biçiyoruz” deyip “oyunumuza dönme vakti gelmiştir” diyoruz.
Oyunumuza girdiğimiz vakit oyun kurgusu direk olarak dizide kaldığı yerden devam ediyor. Zaten menülerde en altta dizide o zamana kadar neler olup bittiğini anlatan bir seçenek var. Bunu izledikten sonra oyuna girer iseniz oyunda neler yapmanız gerektiğini ve karakterlerin kimler olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Oyun direk olarak SWAT’lar eşliğinde bir gemi baskınıyla başlıyor. Oyunu tam anlamıyla RE4 kamerasıyla oynuyoruz desem yalan olmaz. Zaten birkaç dakika oynadıktan sonra oyunun kontrol ve kamera açısından bir RE4 klonu bile zannedebilirsiniz. RE4 oyununu çok beğendiğim için 24 oyunu da bu özellikleriyle benden ilk artı puanını kontrolleriyle ve kamera açılarıyla aldı. Kontrollere RE4’ten çok daha fazla yenilik eklenen oyunumuzda birçok oyunda olan tek tuş ile otomatik nişan alma özelliği de var. Bunu ister açabiliyor ister kapayabiliyorsunuz.

Oyun oynanış bakımından RESIDENT EVIL 4 tarzı olsa da konusu çok farklı. Mafyalar ve kapı arkasındaki gizli güçler başta olmak üzere, uyuşturucu çeteleri, kaçakçılar, insan tacirleri, suikast ve terör eylemleri gibi olaylara müdahale ediyoruz. Bazen yanımızdaki yardımcı polis güçleriyle bazen de tek başımıza operasyonlara katılıyoruz. Oyunun kamera açıları ve kontrolleri her ne kadar RESIDENT EVIL 4’e benzese de kontrollerde daha çok seçenek hakim. Kutuların arkasına, duvarların köşelerine saklanıp çatışmaya girebiliyoruz. Eğilerek yada daha dik bir şekilde koşabiliyoruz. Bunun yanı sıra koşma esnasında aniden düşman ateşine maruz kalırsak takla atıp kutuların ardına yada bir sokak aralığına dalış yapabiliyoruz. Tüm bunların yanı sıra oyunda öyle özellikler var ki daha önce oynadığımız birçok oyun ile benzerlik gösteriyor. Oyunun kamera açıları ve kontrollerinin yanı sıra yapısı da RESIDENT EVIL 4’e benziyor. Aynı zamanda kurgu olarak biraz HITMAN biraz DRIVER birazda FAHRANHEIT var. Oyun öylesine bir ilerleyiş sergiliyor ki sanki bir oyun değil bir dizi izliyormuş havasına kapılıyorsunuz. Bu tür oyunların en iyi örneği olan FAHRANHEIT’ i oynayan arkadaşlarım hatırlayacaklar ki oyun tam bir film havasında geçiyordu. Oyun içinde polisin sorduğu sorulara cevap yada diğer karakterler ile yaptığımız konuşmalardaki seçenekler ile oyuna yön verebiliyorduk. İşte aynı kurgu 24 THE GAME oyununda da geçerli. Olayları çözebilmek için bazen soru sual şeklinde dialoglara gireceksiniz bazende şüpheli gördüğümüz şahsiyetleri sorgulayacaksınız. Karakterlere soru sorma ve bilgi alma yada kendi değimimizle ağzından laf alma gibi şeylerde oyun bize fazlasıyla seçenek sunuyor. Ayrıca insan gibi konuşmak yerine direk sorguya da çekebileceğimiz oyunda sorgulama sırasında karşımızdaki karaktere ister insan gibi istersek biraz kaba kuvvet kullanarak sorular sorabileceksiniz. Aynı zamanda suçlularla mücadele sırasında R2 tuşu yardımıyla “Polis! Lütfen silahlarınızı bırakın ve teslim olun. Aksi taktirde ateş etmek zorunda kalacağız” gibi sloganlarda atabileceksiniz. Tüm bunların yanı sıra eğer bir ekip ile operasyondaysak istersek onları da komutlarla yönetebileceğiz. Buda bizlere biraz CONFLICT VIETNAM oyununu hatırlatıyor. Tabi isterseniz yanınızdaki adamları tamamen yapay zekaya da bırakabilir sadece kendi karakterinizle ilgilenebilirsiniz. Bu arada değinmeden geçemeyeceğim yapay zekada ortalamanın gayet üstünde. Çatışma anında ne düşman nede ekip arkadaşlarınız size boş boş bakmıyorlar. Aksine çok çetin çatışmalar çıkıyor. İsterseniz direk olay yerine dalıp katliam çıkartabilir isterseniz taktiksel bir şekilde saklanıp gizlenip korun ve vur taktiği uygulayabilirsiniz. Adamlarla çatışma esnasında yada öncesinde “Teslim ol!” çağrılarına düşmanın tepkileri de gayet güzel tasarlanmış. Bazen sizi dinlemeden direk ateş ettikleri gibi bazende hemen teslim olabiliyorlar. Ya da 10 kişilik bir çeteye baskın yaptığınızda kıran kırana geçen çatışmada karşı taraf adamca azaldığı vakit otomatik olarak silah bırakıp yalvarıp teslim olabiliyorlar. Bazende silahı bırakıp teslim olmuş gibi yapıp aniden silaha davranıp sizi öldürmeye kalkabiliyorlar. Bunun gibi bir ton alternatifin olduğu oyunumuzda gerçekten her an her yere ve herkese çok dikkat etmek gerekiyor. 24 THE GAME oyunun bir polisiye diziden kaynağını aldığımızı düşünürsek en yakınımızdakinin bile düşmanımız olduğundan şüphe etmemiz bizim iyiliğimize olacaktır. Oyun içindeki köstebekler siz fark etmeden sizi ve hatta ekibinizi arkadan vurabilir. Ekip binanıza girebilir yada sizden gibi gözüküp operasyonda size silah çevirebilir. E hal böyle olunca bize böylesine alternatif sunan oyunları almayalım da ne yapalım.
Tüm bunların yanı sıra oyunda çetelerdeki kilit adamlara suikast yapabileceğiz. Bize HITMAN serisini hatırlatan bu ayrıntının yanı sıra oyunun ara demoları başta olmak üzere tam oyun anında FAHRANHEIT oyunundaki gibi ekran birkaç parçaya bölünüp bize olay anını sanki bir film sanki bir dizi izliyormuşuz gibi yaşatıyor. Böylesine çok ayrıntıya sahip bir oyunda efektlerde hiç yabana atılacak kadar değil. Patlama efektleri çok güzel. Zaten karakterlerin yüz, el, kıyafet modellemelerini görünce ortalamanın üstünde olduğunu hemen fark edeceksiniz

“GÜZELLİK” AYRINTILARDA GİZLİDİR
Bir oyunu güzel oyun yapan en temel faktörlerden biride ayrıntılarıdır. Oyunu oynama esnasında karşılaşabileceğiniz gerçeklik ne kadar fazlaysa oyun sizi kendine o kadar bağlar. Bir savaş oyunu alıp sonra oyunun daha birinci dakikası bir arabanın canımın RPG ile kırılmadığını görünce oyunun DVD sini kırıp attığımı bilirim. İşte bu gibi konulardaki merakımı 24 oyunun üzerinde de denedim. Size şunu üstüne basa basa söylemek istiyorum ki hayatımda hiçbir oyunda görmediğim kadar ayrıntı gördüm. Ateş ettiğimiz adamların vurulma bölgelerine göre verdikleri tepkiler başta olmak üzere ölüm sahneleri, öldükten sonra kafasına gözüne koluna bacağına sıktığımızda cesedin verdiği tepkiler beni fazlasıyla tatmin etti. Bunun yanı sıra ölen cesetlerin üzerinde KARE tuşu yardımıyla üst baş araması yapabiliyoruz yada L1 + KARE ile cesedi kaldırıp yada sürükleyip aynı HITMAN oyununda ki gibi izleri ortadan kaldırabiliyoruz. Bunun yanı sıra etraftaki tüm eşyalar ile etkileşim içerisindeyiz. Sandalye, masa, kola kutuları, bidonlar, borular, kazanlar, bilgisayarlar, televizyonlar, kapılar, camlar, çerçeveler... ne varsa kırıp dökebiliyor, itip kakabiliyoruz. Hatta bu etkileşimi o kadar gerçekçi yapmışlar ki oyunu oynadıkça farklılıkları göreceksiniz. Bir buhar kazanına ateş ettiğinizde içindeki sıcak su buharı bitene kadar duman çıkmaya devam edecek. Ne kadar delik açarsanız delik sayısı kadar buhar çıkacak. Bir yangın tüpüne ateş ettiğinizde ya patlayacak yada basınçla tüp, duman çıkartıp uçmaya başlayacak. Bu olayı gördüğünüzde etkilenmemeniz mümkün değil. Aynı zamanda cam kırılma sahnelerini görünce dehşete kapıldım. Bir pencerenin camının kırılma alternatifleri belki 30 belki de 40 farklı şekli kapsıyor. Kurşunu nereye sıkarsanız ona göre tepki veriyor. Bir kurşunla cam tamamen inmiyor. Bazen tamamen bazen parça parça iniyor. Bazen tek bir delik açılıp az parçalanıyor bazende örümcek ağı gibi kırılıyor. Bu ayrıntıya birde cama yansıyan ve kırıklar üstünde parlayan güneş efektleri eklenince oyun çok güzel bir hal alıyor. Oyunun grafiklerindeki bir başka unsurda iç mekanlar. Oyunun ilk başında gemi sahnesindeki denizi gördüğümde “kötü” diye yargılasam da ilerleyen bölümlerdeki iç mekan çizimleri, ışık faktörü ve nice ayrıntıyı görünce etkilenmeden edemedim. Oyunda kan faktörü olmasa da inanın bana o kadar çok ince detay var ki bu ayrıntıyı kısa bir süre içinde unutacaksınız. Ama çatışma sahnelerindeki kan faktörü de olsa oyun bir PS2 oyununa göre dört dörtlük olacaktı.
Oyunun diğer bir özelliği de DRIVER oyunundaki gibi araba sahnelerinin olması. Çok sağlam araba takip ve araba çatışma sahneleri var. Araba kontrolleri de bir GTA yada DRIVRE kadar iyi olmasalar da kesinlikle sizi zorlamayacak ve gözünüze batmayacak. Ayrıca şehir o kadar büyük ki buda sizlere oyunun ne denli uzun olacağının bir göstergesi. Zaten oyunun çift DVD olmasındaki temel sebeplerden biride bu. Araba takip sahnelerinde arabaların çarpışmaları, sürtünmeleri ve parçalarının kırılmaları çok güzel olmuş. Silahlı çatışma sahnelerinde araba camlarının kırılması, tuz buz olması da çok güzel ayrıntılardan biri. Ayrıca gece araba sürmek oldukça zevkli. Yukarda da dediğim gibi ışık gölge efektleri çok başarılı işlenmiş. Tüm bu ayrıntıların yanında koşarak kaçan elemanları koşarak yakalama yada ayağından vurarak yada öldürerek durdurma gibi seçenekler mevcut. Buda bizlere biraz TRUE CRIME NY CITY oyununu anımsatıyor.

POLIS OLMAK!
Polis olmak yada suç dünyasının kalabalık olduğu bir şehirde polis olmanın ne demek olduğunu bu oyunda var gücümüzle anlayacağız. Sorgulamalar esnasında yada delil toplarken ki konuşmalar esnasında karşı karakterlerin ne kadar adamı deli edecek şekilde konuştuklarına yada size cinnet geçirtecek hareketlerde bulunduklarına şahit olacağız. Çatışma sahnelerinde sorumluluğunuzda olan adamların ölmesi yada tekli görevlerinizde pusuya düşürüldüğünüzde gireceğiniz ruh haliniz size işte polis olmak ve adaleti sağlam budur ve bu her baba yiğidin harcı değildir dedirtecek. Bazen korumanız gereken bir senato görevlisini bazende öldürmeden ele geçirmeniz gereken bir suç örgütü üyesini yakalarken ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu şartlarda oyunda büründüğünüz doğal ruh halinizle hareket edebilecek ister işkence yapabilecek isterseniz de peygamber sabrıyla AB polisi (!) olabileceksiniz. Oyunun temel özelliklerinden biride her görevin 24 saat içinde tamamlanıyor olması. Zaten oyunun adı da buradan geliyor. Kimi yerlerde öylesine ara oyunlar koymuşlar ki oyuna bir kat daha bağlanacaksınız. Sizin yönlendirebileceğiniz GPRS bağlantısından tutunda GOOGLE EARTH tarzı bir uydu ile suçluları bulma yöntemleri, hain keskin nişancıları tespit etme yöntemleri, bilgisayarları hackleme yöntemleriyle oyun tam bir polisiye oluyor. Oyunu oynarken öylesine bir ana denk geldim ki bunu sizlere anlatmak istiyorum. Merkez ile bağlantı kurduğum bir sırada bizim polis merkez binası bilgisayarlarına bir virüs girmişti. Hemen bir ara demonun ardından oyun bana küçük bir oyun sundu. Oyunun amacı X ve O tuşları ile bilgisayarlardan virüsü temizlemekti. Eğer temizlemezsem eksik bilgilerle oyuna devam edecek ama temizlersem oyunu daha kolay geçebileceğim istihbarat bilgilerine kavuşacaktım. Hatta bazı yerlerde öyle güzel küçük oyunlar veriyor ki size, bunların arasında kredi kartları hackleri yada bomba imha gibi tam polislik işler mevcut.
İYİ OYUN...
İyi oyun demek oyuncuyu oyuna bağlayan oyun demektir. Güzel ve hoş ayrıntıları olan, kendine özgü konusuyla bütünleşen bir kurgusu olan oyun demektir. 24 oyununda da bunların hepsi mevcut. Oyundaki ses efektleri de hiç yabana atılacak gibi değil. Konuşmalar, demolar ve çatışma sahneleri başta olmak üzere SONY bizlere yine çok sağlam bir oyun sunmuş. Oyunda bir sürü karakter yönlendirebiliyorsunuz. Kadın, erkek, polis, dedektif demeden birçok karakteri yönlendirebileceğiniz bu oyunda karakterlerinde kendilerine has özellikleri var. Beden yapıları, fiziki hareketleri ve kişisel özellikleri farklı olan bunca karakterle oyun daha da polisiye oluyor. Oyunun çevre ayrıntıları da o kadar güzel yapılmış ki gittiğiniz her yerde ve girdiğiniz her mekanda etrafa bakmadan edemeyeceksiniz. İnanın bana bir suçlunun sizden koşarak kaçma sahnesinden siz onu kovalarken ki size yaptığı hareketler öylesine gerçekçi ki gerek koşarken dönüp size yuvarladığı bidonlar olsun gerekse devirdiği yerler olsun ve gerekse çarptığı insanlar olsun inanın bana çok hoşunuza gidecek. Eğer ki hala PS2’nize arşivlik oyunlar arayıp karar veremiyorsanız ve kaliteli işleri bulmakta zorlanıyorsanız işte size ilaç gibi gelecek bir oyun 24 THE GAME. SONY yine kendi konsoluna güzel bir kıyak geçmiş. Şimdi bize sadece oynamak ve tebrik etmek düşer. Saygılarımla...

ARTILAR
*Güzel oynanabilirlik ve fazla seçenek sunuyor olması
*Polisiye denilince polis – suçlu ilişkisinde aklımıza gelebilecek her türlü ayrıntı
*Harika grafiklerle işlenmiş demolar ve karakter modellemeleri
Oyunun her bölümü farklı eğlence sunuyor. Tek düzelikten uzak tam bir dizi tanında olmuş. Oynarken inanın bana sıkılmayacaksınız. Oyun öylesine bir kurguyla işlenmiş ki DALLAS dizisi gibi kim kimle, kim nerede, kim hain kim haklı belli değil.
EKSİLER
Grafik olarak çok muhteşem olmasa da eğer FAHRANHEIT’ ın grafiklerini sevdiyseniz bu oyunu mutlaka seveceksiniz. Ayrıca ilk bölümdeki deniz efekti insanı karamsarlığa soksa da daha ilerdeki bölümleri oynadıkça inanın bana çok beğeneceksiniz.
SON SÖZ...
Eğer ki bu günlerde çok geniş ve çok ayrıntılı bir PS2 oyununa hasret kaldıysanız mutlaka alınması gereken bir oyun.2 DVD olmasına rağmen inanın bana vereceğiniz paraya değecek bir oyun. Polisiye dizileri seviyorsanız yada sevmek için bahane arıyorsanız işte size bahane İyi oyunlar dilerim... Saygılarımla…
Buradan oyunun videosunu izleyebilirsiniz