PlayStationTürk -Türkiye'nin Oyun İstasyonu

 
 
 
 

Anket

Sony'nin kaybettiği exclusive'lerden en çok hangisine üzüldünüz?

Tekken 6
Age Combat
Katamary Damacy
GTA IV
Devil May Cry 4
Final Fantasy
Assasins Creed
Virtual Fighter 5



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 1148
Yorum: 12

GittiGidiyor

PS3 oyunları 75 YTL

Google


[ İncelemeler | İnceleme Yaz | Yeniler | En popüler | En Çok Puanlanan | Rastgele ]

Su artık H2O değildir 1. Bölüm

Oyun Sponsorumuz

En son katta oturduğu için sürekli merdivenleri koşarak çıkardı. Apartman boşluğunda; yağmur damlalarının cama vurduğunda çıkardığı seslerden başka hiçbir ses yoktu. Son kata geldi. Çantasında anahtarını aradı, anahtar çantanın en dibindeydi, buldu ve çıkardı, kapının anahtar yuvasına taktı, kapıyı açtı ve içeri girdi. Annesi hemen yattığı yerden kalktı.

—Oğlum sen mi geldin?

Ahmet biraz yorgun biraz da nefes nefese bir halde, ”Benden başka kim olabilir ki anneciğim” dedi.

Bu sözleri söylerken saatine baktı. Saat gecenin 02.30’u olmuştu. Annesi Ahmet’in yanına geldi. “Çok geç kaldın bitanecik oğlum bir terslik yoktur inşallah” dedi.

Ahmet dizlerine kadar gelen büyük su çizmelerini çıkardı.

“ Yok, anneciğim, bir terslik olmadı, gün boyu yağan yağmurdan dolayı organizasyon iptal oldu. Dağıtacağımız suların ve yemeklerin yanında kaldık. Dışarı çıkmadan bekledik öylece sonrada kapıya kadar bıraktılar” dedi

Annesi:

“Yağmurluğunda çok güzelmiş iş yerinden mi verdiler? Ellikleri de varmış hatta şapkası da! Yağmurluğun içerisinde suya düşsen boğulmazsın” dedi.

Hafiften alıngan bir tavırla; Bana niye yağmurluk almadın? Kelimelerini de ekledi.

Ahmet annesinin gönlünü almak istercesine;

-Anne ya ben giymeyeyim sana vereyim, benim senden başka kimim var? Kıymetlim benim

Derken annesinin yanağına bir öpücük kondurdu.

Annesi “Aç mısın? Üzerindekileri çıkartıyım” dedi.

Ahmet’in elindeki şemsiyeyi aldı, yere koydu. Yağmurluğunun fermuarını açtı. Sırtından ceket alıyormuş gibi yağmurluğu çıkardı. Sonra da şemsiye ve yağmurluğu banyoya götürdü.

Ahmet bu sırada mutfağa geçti. 

“Anne yemekte ne var” diye bağırdı.

Annesi de Ahmet’e kızarak, “Saat gecenin 3’ü. Ne bağırıyorsun? Komşular başımıza toplanacak” dedi. Mutfağa doğru geldi annesi, “Dünden kalma mercimek çorbası ve biraz ekmek var yer misin” dedi. Ahmet “Elinden zehir olsa içerim annem benim” dedi.

Ahmet’in annesi yemeği ısıtmak için dolaptan çıkardı. Ahmet’in yiyebileceği kadarını aldı geri kalanını buzdolabına koydu. Çorbayı ısıtıp masanın üzerine koydu. Ahmet bu sırada yatmak için kıyafetlerini değiştirtirdi ve mutfağa geldi.

Yemeği yemek için masaya oturdu. Soğuması için üfleyerek mercimek çorbasını içmeye başladı.

Annesi de masaya oturdu,

-Bu yağmur Mayıs ayında birden bire nereden çıktı diyor haberler, meteoroloji tahmin edememiş. Nisan ayında ki güneş yağmurları değilmiş bu yağan.

Ahmet hiç oralı olmamışçasına, “Aman anne ya yarın bir gün yağmur kesilir” dedi. Sessiz geçen bir kaç dakika sonra. Ahmet annesinin kendisine baktığını hissetti. İş yaparken birileri Ahmet’e bakınca eli ayağı dolaşıyordu. Ahmet tam bu sırada bir kaşık çorbayı üzerine döktü.

“Anne ya ne bakıyorsun bak döktüm üzerime” dedi.

Annesi, “Benim gül oğlum, babandan kalan tek mirasım sensin, biraz izleyeyim kıymetlimi” dedi.

Ahmet hemen gülerek “Kıymetli mi anne o, kaç defa dedim Yüzüklerin Efendisi’nde diyordu ya kıymetlimissss”

Annesi, “Ne anlarım ben filimden” dedi ve oturduğu sandalyeden ayağa kalktı.

- Ben yatıyorum Ahmet’im, erken mi gideceksin işe ?

Ahmet, “9:30'da kalkarım” dedi. Annesi yatağına gittikten beş dakika sonra Ahmet’te masadan kalktı. Çorba tabağını lavabo da yıkadı ekmekleri topladı, lambayı söndürdü. Odasına geçti, çantasının içerisinden telefonunu aldı. Telefonun çalar saatini 09:30’a kurdu. Sonrada yorganının arasına girdi ve telefonunu kapattı. “Bu yorgunlukla güzel bir uyku iyi giderdi ama yarın yine işe gideceğim” dedi ve uyudu.



Sabah; Saat 9:30



Telefonun çalar saati çalıyordu Ahmet telefonunu aldı ertele tuşuna bastı ve uyumaya devam etti. On dakika sonra telefon yeniden çaldı. Yatağından yavaşça kalktı telefonun ekranında 09:40 yazıyordu. “Olamaz çalar saati ertelemişim, kahvaltı gitti” dedi ve telefonu yatağının üzerine fırlattı. Telefon, duvar ile yatak arasında kalan bölmeye düştü.

Üzerine kıyafetlerini giydi. Annesinin yatağına gitti ve yanağından öptü. Sanki annesinin yanağı her zamankinden biraz daha soğuk gibiydi. Yorganı iyice annesinin üzerine örttü. Kapıdan çıkarken dışarı baktı, hala yağmur yağıyordu. İçeri geri girdi, dün akşamki yağmurluğunu giydi ve şemsiyesini aldı. İçerisinde her türlü nesnenin bulunduğu çantasını yağmurluğun içerisinden beline taktı. Çizmelerini giydi, apartmandan dışarı çıktı.

Sanki bir anda gözleri kamaştı, şemsiyesini açtı. Bu ışık neden bu kadar çok diye hayıflandı. Çantasının içerisinden güneş gözlüğünü çıkardı kafasını saran yağmurluğun fermuarını açtı gözlüğü taktı, sonrada fermuarını kapattı, hafiften tebessüm ederek,”Beni gören deli zanneder, bu yağmurda güneş gözlüğü”

İş yerine saatinde varabilmek için hızlı hızlı yürümeye başladı. İş yeri ile evininin arasında yaklaşık 20 dakikalık bir mesafe vardı. Kahvaltıda yapmamıştı. Adımlarını atarken iş yerinde simit bulurum diye düşündü. İş yerine giderken her zaman küçük bir gölün üzerinde ki asma köprüden geçiyordu. Yine o köprünün üzerine geldi. Hafiften şaşırmış bir tavırla

“Bu gün kurbağalar beni görünce suya atlamadı. Demek ki kurbağalar kendilerini Fransızlara satacağımı anladılar, kavimler göçü gibi başka göle mi göç ettiler” dedi.

Gölü geçti iş yeri yavaş yavaş görünmeye başladı. Saatine baktı, 09:55 olmuştu.

“Oh zamanında yetiştim, müdür azarlamayacak” dedi.

Tam zamanında iş yerindeydi. Kapıya geldi, açtı ve içeri girdi. Selam verdi. Ama içeride kimse yoktu. Lamlalar yanmıyordu. Hayretler içerisinde kalarak “Ne oluyor yoksa çok mu uyudum. Ya da iş yeri iflas etti de ben mi bilmiyorum?” diye söylendi. İçeride gezinmeye başladı. Hiç kimseyi göremeyince bir anda telaşlandı. “Ne oluyor Allah aşkına burada” dedi. Hemen elini cebine attı cep telefonu ile arkadaşlarını arayacaktı.  Ama cep telefonu cebinde yoktu. “Allah kahretmesin yolda düşürdüm galiba” dedi. Telefon etmek için iş yerinin ikinci katında bulunan santralin oraya gitti. Şemsiyesini kalorifer peteklerinin yanına koydu, yağmurluğunu ve çantasını çıkardı. Şemsiyenin ve yağmurluğunun sayesinde çok ıslanmamıştı. Sekreter masasına baktı her şey düzgündü. Birilerini aramak için masanın üzerindeki telefonu kaldırdı, telefonda hiçbir ses yoktu, iyice şaşırmaya başladı. Elektriğin olmamasından dolayı tel çalışmıyor galiba dedi. Yemekleri ve suları koydukları dolapların oralarda jeneratör olabileceğini düşündü. Binanın yeraltında olan Zemin 1 (z1) katına indi.  İçerisi çok karanlıktı hiç bir şey göremiyordu, ışık alan hiç bir yerde yoktu. Karanlığın içerisinde jeneratörü buldu. Jeneratörün durumuna baktı ama çalışmıyordu. Deposunda mazot yoktur diye düşündü. Jeneratörün yanındaki bidonlarda mazot buldu. Bidonun kapağını açtı ve içerisindeki mazotu jeneratör deposuna koydu. Pek göremiyordu ama “Yarıya kadar doldurdu galiba” dedi. Bu jeneratör nasıl çalışır ki diye düşünürken biraz bekledi. Jeneratörden birden bire sesler geldi. Ahmet karanlığın etkisi ile korktu ve yukarı kata koşmaya başladı. Binadaki tüm lambalar yandı. Ahmet nefes nefese kalmıştı. Koşmayı bıraktı, hazır su dolaplarının yanında olduğunu fark etti, dolabın kapağını açıtı, sulardan bir tanesini aldı ve içti. Sakin bir şekilde ikinci kata çıktı. Santrale geldi telefonu kaldırdı. Telefon çalışıyordu, masanın üzerinde bir notta “9 ile dış hat alınır yazıyordu”  9’a bastı ama çevir sesi yoktu. Numaralara bastı, çevir sesi hala gelmiyordu. Telefonu kapatıp aynı işlemi yeniden yaptı ama olmadı. Hemen yanındaki sandalyeye oturdu. Elleri ile kafasını tuttu.

Ne oluyordu acaba iş yerinde. Yolda gelirken insanlarla karşılaşmadığını hatırladı. Peki kurbağalar nereye gitmişti. İçinden bir ses kötü şeyler oluyor dedi.

Annesi geldi aklına hemen eve gitmeliydi. Oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. Şemsiye ve çantasını aldı, yağmurluğu giydi. Hızlıca koşmaya başladı. Merdivenleri indi, dışarı çıktı. Yola baktı kimse yoktu. Annesi ne durumdaydı acaba, Sabah yanağı çok soğuktu. Belki sesini birileri duyar diye bağırarak eve koşmaya başladı. Yaklaşık on dakika sonra evinin oraya geldi. Yol boyunca kimse ile karşılaşmadı ve yolun ortasında duran içerisinde insanların bulunmadığı arabaları gördü. Oturduğu binanın önüne geldi. Merdivenleri koşarak çıktı, kapıyı açtı. Doğruca annesinin odasına gitti. Yorgan aynen duruyordu ama annesi yoktu. Ahmet sanki delirmiş gibiydi.

“Anne neredesin” diye bağırdı. Balkondan dışarı baktı, sadece yağmakta olan yağmur vardı. Tüm sesiyle “Kimse yok mu?” diye bağırdı. Kimse yoktu şehir kimsesiz bir sessizliğe bürünmüştü.

Ahmet ne yapacağını bilemiyordu. Ayakkabıları ile eve girdiği için her yerde ayak izleri vardı. Balkondan içeri girdi. Kanepenin birisine oturdu neler oluyor burada “ben kimim annem nerede sözlerini içinden söylüyordu. Ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Annesi neredeydi çok sevdiği, hayatı sadece onun için yaşadığı, günlerdir onun için çabaladığı, her şeyi, şefkatli kolları olan annesi neredeydi...

Ahmet kısa bir şoka girdi. Bu gün hayat, ne olduysa ona ağır geliyordu. “Kentsel bazda yalnızım artık” dedi. Yarım saat kadar zaman geçtikten sonra Ahmet ayağa kalktı, şokun etkisindeydi ve acıkmıştı. Mutfağa gitti, buzdolabını açtı. Dünden kalan mercimek çorbasını buldu bir kaba koydu. Ne yaptığını sanki bilmiyordu. Ekmek var mı diye aranırken bir poşetin içerisinde ekmek buldu. Çorba kabını da ekmek poşetine koydu ve yanına aldı. İş yerine giderse internet bağlantısı ile birçok yere mail atabilirim diye düşündü. Kapıyı kapatmadan iş yerine gitmek için evinden çıktı. Yolda yine kimse ile karşılaşmadı. Yürürken jeneratörün deposunun yarıya kadar dolu olduğu aklına geldi. Bilgisayarların çalışması için jeneratöre ihtiyaç vardı, yeniden koşmaya başladı. Bir süre sonra iş yerine geldi. Binadan içeri girdi, elektrikler hala vardı.

“Bu demek oluyor ki jeneratör hala çalışıyor” dedi. Bilgi işlem odasına gitti Bir tane bilgisayarı açtı. Sandalyeye oturdu. İnternet Explorer’ı açtı. Mynet.com adresini yazdı ama sayfa görüntülenemiyor yazısı karşısına geldi.

“Ne oldu şimdi” diyerek elini masaya vurdu. “Tabi ya dışarı arama yapmak için hat yoksa nette yoktur” dedi.

Explorer’ın dosya menüsü den ‘çevrim dışı çalış’ komutunu seçti. Geçmiş linkine tıkladı. En son bilgisayarda girilen sitelere bakmaya çalıştı. Geçmişte girilen Habersafyası.com’a gitti. Haberlerde Türkiye’de beklenmeyen yağmur yazısını gördü hemen okumaya başladı. Haberde birden bire Türkiye’de etkili olan yağmurun yapay yağmur olabileceği tartışılıyordu. Diğer haberlere tam bakacağı sırada elektrikler kesildi. Olabilecek en son şey buydu. Yine öylece oturdu bilgisayarın başında. Acaba ne yapmalıyım şimdi diyerek düşünmeye başladı. Binada çalışan teknisyenlerle arası biraz iyiydi. Teknisyen odasında her şey olabilir düşüncesi ile Zemin 2 (z2) katına gitmeye karar verdi. Karanlıkta gözleri iyi göremese de teknisyen odasına gitti. Kapıya vurdu “Kimse var mı diye bağırdı”. Koridordan kulağına ayak sesleri gelmeye başladı. Ahmet korkak bir sesle “kimsin” diye yeniden bağırdı ama cevap gelmedi. Teknisyen odasının kapısını açmaya çalıştı. Kapının kilitli olduğunu anladı. “Kapının anahtarı var ama nerede” dedi. Kapıya yavaşça omuz attı. Kapı plastikten yapılmış kötü bir kapıya benziyordu. Alttan tek ayağı kapının köşesine tekmeyi atınca kapı esnedi ve Ahmet’in ağayı içeri girdi.  Ayağı çok kötü şekilde kapıya sıkıştı. Ahmet ayağım diye bağırmaya başladı.

1. Bölümün Sonu...

Oyun Sponsorumuz

Eklenme: October 22nd 2007
Category: Serbest Yazılar
Yazan: Burhan Mızrak
Puan:
Toplam Puan: 10 (2 Toplam Oy)
İnceleme Puanla & Yorumla
Hit: 870
Dil: turkish
  

[ İncelemelere Geri Dön | Yorum Ekle ]

Su artık H2O değildir 1. Bölüm
Gönderen: zeyna_15 Tarih: 2007-10-30 21:37:55
Puanım:


çok heyecamlı ellerine sağlık. inşallah devamı hemen gelir.



İletişim için: playstationturk@gmail.com... Sony, Playstation 2, Playstation 3, PSP, ile ilgili tüm logo ve resimler kendilerine ait tescilli markalardır.