Sega'nın yeniden dirilme çabalarına, daha önce ''Armored Core 4'' adlı oyunun demo incelemesinde biraz değinmiştim. Sega bu kez karşımıza, herbiri farklı özelliklere sahip, farklı kültürlerden, farklı inançlardan ve geçmişleri farklı acılarla yoğrulmuş 7 katil ve 1 ''bilinmeyen'' in oluşturduğu ''The Clup'' adlı takımı anlatan ''arcade-action'' tarzı bir oyun çıkarıyor. ''Dreamcast'' hüsranından beri ortalarda görünmeyen Sega; ps3 ün çıkışıyla beraber bu fırsatı değerlendirmek adına çalışmalarına hız vermiş durumda. Bu kadar Sega haberinden ve reklamından sonra oyunumuza dönebiliriz.
The Clup, PS3 ümüzde 1750 MB lık bir alan kaplıyor. Ne yalan söyleyeyim oyunu indirirken uzun bir demo olacağını sanmıştım ama yanılmışım. Bu uzun indirme süresi sona erince güzel bir giriş videosu ile karşılanıyoruz. Ben videoyu izlemeden oyuna atladım hemen. Ancak size tavsiyem bu küçük videoyu atlamayın ve mutlaka izleyin. Karakterlerimizi kısa kısa anlatan hoş bir video çünkü. Ben de zaten demoyu bitirdikten sonra başa dönüp videoyu izledim, yani her aşamayı sırasıyla yapmak gerektiğini bir kez daha hata yaparak öğrenmiş oldum. Videodan sonra ekranımıza menü geliyor, Multiplayer mod ve single mod seçeneklerinden birini tercih ediyoruz. Tabi ben multiplayer oynamayı pek sevmeyen biri olarak single tercihimi yaptım. Karşımıza karakterinizi seçin diye bir yönlendirme çıkıyor, tek seçenek hakkımız olduğu için mecburen ikrar edip karakterimizi alıyoruz.
Seçeneklerde karakterleri birer ikişer cümleyle tanıtmaya çalışmışlar, biz de bu karakterleri küçük cümlelerle tanıyalım;
1- Finn: Adamımız kumarbazın teki, zaten giriş videosunda işkence edilirken görebiliyoruz. Sarı, kısa saçı olan, züppe diye tabir edebileceğimiz bir dış görünüşü var. Beyaz takım elbise oldukça yakışmış.
2- Dragov: Demoda seçebildiğimiz tek karakter. Kalpaklı, eski Sovyetlerin eski kızıltugay askerlerini andıran, vücudunun belirli yerlerinde orak-çekiç dövmesi bulunan, pala bıyıklı ve Rusya'da en çok aranalar listesinin başında bulunan bir buzadam. Sibirya' da yakalanıyor ve The Clup' a getiriliyor.
3- Renwick: İri, sert ve boş konuşmayı sevmeyen az konuşan ''siyah'' bir polis. 30 yıl New York Polis Teşkilatı'nda çalışmış, ağzından kürdanı eksik olmayan bir taş fırın erkeği.
4- Killen: The Clup birliğinin en gözde ve en karizma üyesi. İnce top sakallı, uzun örgülü saçlı ve ben burdayım diyen bir profil. Öldürme konusunda uzman, nişan alma kabiliyeti üstün bir karakter.
5- Kuro: Uzakdoğulu bir genç, uzakdoğulu çetelerle savaş halinde, sürekli kimlik değiştiren içine kapalı bir çekikgöz.
6- Seager: Ne sebeple olduğunu çözemediğimiz ilginç bir sağlık maskesi takıyor. Sarı ve örgülü saçları var. Uçuk bir tip, bulduğu her fırsatta Rus ruleti oynuyor ama nedense hiç kaybetmiyor. En büyük karakter özelliği son derece güvenilir biri olması.
7- Adjo: Afrikalı, güçlü ve ideali olan bir profil. Özgürlüğü için büyük mücadeleler vermiş acı çekmiş birisi. Zorla da olsa getirilmesi sağlanıyor.
8- Nemo: İşte size farklı gelecek, ne olduğunu anlamakta zorluk çekeceğiniz, aklı gidip gelen, vücudu oldukça hasarlı ve maske ile kapatılmış bir öldürme makinası. Üzerinde sarı ve kapşonlu bir yağmurluğu olan, adeta trafik polisi gibi duran bir yaratık.
Son olarak size ''secretary'' den bahsedelim. The Clup birliğini kuran, yukarıda sözünü ettiğimiz kaybolmuş benlikleri biraraya getiren, demoda anlayamadığımız ama aklında binbir türlü tilki dolaşan, ince yuvarlak gözlüklü, itici bir tip. Acaba kötü mü? yoksa iyi mi? diye tereddüt etmiyor değiliz yani.
Tek şansımız olan Dragov'u seçip oyuna ısınıyoruz. Yine küçük bir giriş videosuyla, bir ada üzerine kurulmuş, gözetleme kuleleriyle çevrelenmiş bir hapishanede olduğumuzu ve maceraya buradan başlayacağımızı anlıyoruz. Video biter bitmez kendimizi hapishanenin banyosunda buluyoruz, elimizde de bir silah. Daha ne olduğunu anlamadan karşımızda eli silahlı düşmanlar beliriyor ve birer birer indirmeye başlıyoruz. Bu noktada hemen tuş kombinasyonlarına bakalım. R2 ile ateş ediyoruz. L2 ile zoom yapıyoruz ve uzakları yakın ediyoruz. R1 ile hızlıca koşuyoruz. L1' i yakın dövüşlerde silahımızın kabzasıyla düşmana vurmak için kullanıyoruz. Üçgen tuşu ile 180 derece arkamıza dönüyoruz. Kare tuşu ile boşalan şarjörü dolduruyoruz. Daire tuşu ile bomba atıyoruz. Ancak şunu belirteyim bombayı atarken öylesine savuruyoruz, hedef belirleme gibi bir şansımız yok, bu konu biraz can sıkabilir. X tuşu ile de tahta bentleri kırıyoruz. Demoda tam belirgin değil ama sanırım tam sürümde x tuşu kapıları açmamıza da yarayacak.

Kombinasyonları iyice kavradıktan sonra demo daha keyifli oluyor. Örneğin koşarak öldürünce daha çok puan alıyoruz. Düşmanı kafasından vurunca bir artı puan daha alıyoruz. Ya da roket-atar kullanarak bir yeri havaya uçurunca yine bir artı puan kazanıyourz. Ben en çok tüpgaz uçurmayı sevdim o ayrı mesele. Oyunda ilerlerken karşımıza gizli hedefler çıkıyor kurukafa plakaları; bu işaretleri yok edince de ekstra puanlar alıyoruz onu unutmayalım çünkü bazı kilitler bu sayede açılıyor. Oyunun en eğlenceli tarafı da silah taşıma sınırının olmaması. Yani düşmanımızda hangi silah varsa yerden alabiliyoruz. Birini al diğerini bırak yok, ya da demoda öyle gösteriliyor.
Yazımın girişinde de bahsetmiştim demonun 1750 MB olması sizi yanıltmasın. Oldukça kısa bir serüven yaşıyoruz. Banyodan dış bahçeye çıkıyor, gözetleme kulesini roket-atar ile yok ediyor, bir köprüden geçiyor ve son olarak da hapishaneden çıkıyoruz ki demo son buluyor. Tabi bu süreçte düşmanları temizliyoruz. Demodaki düşmanlarda yapay zeka namına bir belirti göremedim. Sadece bir süre siper alıyorlar o kadar. Son sahnede de ağır makinalı bir boss biraz uğraştırıyor.(diğerleri tek kurşunla ölüyorsa bu boss iki kurşunla ölüyor) Tabi demonun böyle olduğunu, tam sürümün daha değişik olabileceğini de gözardı etmemek gerek.
Demoları fazla eleştirmemek gerektiğini düşünen biriyim. Çünkü eleştirdiğiniz demo tam sürüm ile sizi şok edebilir ve utandırabilir. Yine de bir kaç noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Dragov' un giriş videosunda ki heybeti ve gösterişi oyun içinde kendini göstermiyor. Ayrıca kambur duruyor, ateş ederken de büyük bir haz duymadığımı belirteyim. Third Person olduğu halde zevk alamadım. Silah sesleri ve grafikler orta seviyeli diyebiliriz. Tüm oyuncuların ''ATMOSFER'' dedikleri ortama demoda rastlayamadım. Daha yalın özetlersek Heavenly Sword, Darkness, Uncharted, Strangehold gibi oyunları bitirmiş biri olarak yeni gelen oyunların daha kaliteli olmasını istemek hakkımız diye düşünüyorum.
İyi oyunlar...