VIO DOMUS" THAT' S LATIN. IT MEANS “THE WAY HOME” JOHN LOCKE
2004 yılında televizyonlarımızda bir dizi olarak başlayan LOST efsanesi, şuan itibariyle dünyada en fazla izlenen, merak edilen ve de üstünde en fazla konuşulan dizi konumuna gelmiş durumda. İyi bir dizide olması gereken bütün unsurları ihtiva eden bu dizide; duygusallık, aksiyon, entrika, heyecan, oyuncu ve senaryo kalitesinin üst düzeyde oluşunun yanında en önemlisi istemediğiniz kadar gizem dahil herşey var. Evet 4 yıldır devam eden ve şuan 4. sezonu yayınlanan dizinin, ilk sezonundaki soruların bile büyük kısmı halen cevaplanmamış durumda. Dünya çapında bu kadar tutulmuş ve de bu kadar hayran kitlesine sahip olan bu dizinin oyununun yapılmaması tabi ki düşünülemezdi. Ubisoft ile anlaşan yapımcılar 1 – 1.5 yıl gibi kısa bir sürede birazdan incelemesini okuyacağınız LOST: VIA DOMUS’ u ortaya çıkardılar. Kısa bir süre önce sitemizde ön-incelemesine de yer verdiğimiz oyun nasıl mı? Sabredin biraz yahu. Eğer sabrınız yoksa ne diziyi seyredin ne de oyunu oynayın. Çünkü Lost’ un olduğu yerde “sabır” önkoşuldur.

SEÇİLMİŞLER Mİ TESADÜF MÜ?
“Lütfen dikkat. Oceanic firmasının 815 sefer sayılı yolcuları, uçağınız kalkışa hazır konuma geçecektir, lütfen pasaport kontrol noktalarına gidiniz.”
“Bunları duyduğumda zaten çoktan sıra kuyruğuna geçmiş ve sıranın bana gelmesini bekliyordum. 22 Eylül 2004 tarihinde Avustrulya’ da olmamalıydım. Her sene Eylül ayında olduğu gibi bu sene de İspanya’ nın güzel tatil merkezlerinden birinde olmalıydım. Ama naparsın işte, gazetecilik böyle bir meslek. Hele şu elimdeki haber ve fotoğrafları gazeteme bir ***üreyim, belki de bundan sonraki hayatımın tamamını tatil yaparak geçiririm kim bilir. Ah bir de şu sıranın en başındaki ahmak herif pasaport görevlisi ile tartışmaya son verip sıra bana gelse. Bağırmaları ta buraya kadar geliyor. Bir tabutun uçakta ne işi var yahu. Bu senin baban bile olsa neyi değiştirir ki? Kural kuraldır. Bir de doktorum diye trip yapıyor. Bakalım adamcağıza ne yaptın da kahrından öldü adam. Aslında hayatımda gördüğüm en enteresan hava alanlarından birisi burası. Arkamda bekleyen bir uzak doğulu var ve devamlı eşine bakıp bir çiçek göstererek gülüyor. Kadın da kocasına belli belirsiz bir gülücük atarken aklı sanki başka yerlerde gibi geldi bana. Ama asıl dikkatimi çeken tekerli sandalyedeki kel kafalı adam oldu. Adamın o sandalyedeki halinden ne kadar mutsuz olduğu ve ondan kurtulmak için elinden gelen her şeyi gözünü kırpmadan yapacağı(!) her halinden belli. Belki bir gazeteci olduğum için belki de birkaç saat önce yaşadığım o kötü olayları unutmak istediğim için gözüm devamlı etrafımdaki insanlar ve onların hareketlerinde. Mesela şu baba ve oğluna bakın. Belli ki aralarında bir soğukluk var. Çocuk Nintendo’ sundan başını biran olsun kaldırmazken babası oğluna, ben eve dönünce bu çocukla ne yapacağım der gibi bakıyor. Sıranın en arkasında her halinden orta doğulu olduğu belli olan adamın ise çok düşünceli olduğu her halinden belli. Kim bilir belki onun da benim şuanda yaptığım gibi unutmak istediği bir geçmişi var. Fakat bu kadar insan içinde en fazla dikkatimi çeken kişiler, 2 önümde sıra bekleyen 2 kişi oldu. Erkek olan muhakkak polis, onu bunca yıllık gazetecilik -ya da maceracılık da diyebiliriz- tecrübelerimden çok rahat anlayabildim. Yanında duran kız ise polisin arkadaşı desem değil çünkü çok soğuk duruyorlar. Bir suçlu desem o da değil gibi. Çünkü kızın hiç suçluya benzeyen bir yüzü yok. Hem suçlu olsa elinde kelepçesi olurdu(!) heralde. Neyse, uçakta belki etrafımda görebilirsem onları, anlayabilirim ne iş döndüğünü. Aha şimdi de kuyruğun sonuna sarışın, yakışıklı bir model eklendi kadro tamamlandı. Hakikaten enteresan yolculara sahip bir uçağa mı biniyorum, yoksa kafamdakileri unutmak istediğim için olayları ben mi abartıyorum acaba? Neyse şu uçağa binip sağ-salim(!) bir Los Angeles’ a varayım, ofisime bir ulaşıp şu fotoları ve haberi bir yetiştireyim ondan sonra bu bozuk psikolojim düzelir nasıl olsa…
KAÇIRMAMAK İÇİN TRAFİĞİ BİRBİRİNE KATTIĞIM UÇAK DÜŞERSE NE OLUR?
Bu düşünceler içinde uçağa binmiş ve koltuktaki yerimi almıştım. Uçağın kalkmasından 5-10 dakika sonra telefonum çaldı. Gazeteden arıyorlardı. Bir döneyim, elimde ne haberler var dedim. Bekleyin bomba gibi dönüyorum dedim. Nedense içimde; geri de bıraktıklarıma, bu haber için neleri feda ettiğime dair hiçbir düşünce kırıntısı bile yoktu. Düşünmek istemiyordum belki de. Telefonu kapattığımda yanımdan birisinin koşar adımlarla geçtiğini gördüm arkasından da hostes ve birkaç görevli. Ne luyor acaba diye arkama bakmamla, o adamı(!) görmem bir oldu. Ta uçağın içine kadar beni nasıl takip edebilmişti. Yerinden kalktı ve bana doğru gelmeye başladı. O anda bir gürültü koptu ve uçak sarsılmaya başladı. Öyle şiddetli bir sarsıntı vardı ki o bana doğru gelen adamın, ilk önce yere daha sonra da tavana çarpması bir oldu. Ben hemen oksijen maskemi yüzme takarak sarsıntının geçmesini beklerken, gözümün önünde uçak ikiye ayrılıverdi. Önümde kopan parça uçaktan ayrılırken, gözümün önünde masmavi bulutlar çıkıverdi. Ondan sonrası, karanlık…”
BEN KİMİM?
Evet oyunumuzda yukarıda kısa bir hikayesini okuduğunuz Elliot Maslow’ u kontrol ediyoruz. Uçağın adaya düşmesinden hemen sonra Elliot’ ın gözlerini açmasıyla başlıyor oyunumuz. Bu göz açmasından bile Lost ile ilgili bir oyun oynadığınızı anlıyorsunuz. Ayağa kalktığımızda gördüğümüz ilk şey hayalet siluetinde bir kadın oluyor ve bu hayalet, oyun boyunca sık sık karşımıza çıkıyor. Hatta bazen adadaki diğer kişilerle konuşurken bile arkadan geçen birini görürseniz sakın şaşırmayın, o geçen yine bu ablamız… Daha sonra hiçbir şey hatırlamadığımızı fark ediyoruz. Kim olduğumuzu, ne iş yaptığımızı ya da geçmişimiz ile ilgili ne varsa hiçbir şey hatırlamıyoruz. Tabi ki tahmin edeceğiniz gibi oyun ilerledikçe bu gizem de adım adım ortadan kalkıyor.
BİR APOLLO NE KADAR EDER?
Oyunda dizide yer alan hemen hemen bütün karakterleri görebiliyor ve hatta konuşabiliyorsunuz. Bu karakterler: Jack, Sawyer, Locke, Kate, Charlie, Claire, Sun, Jin, Hurley ve Sayid. Bunun yanında Juliet, Ben, Tom, Mikhail ve “diğerleri”(others) yine görebileceğiniz kişiler arasında. Bu kişilerin oyuna aktarılması mevzusu maalesef oyunun eksilerini teşkil eden tarafta. Yani hem ses olarak hem de grafik olarak bu bakımdan oyun maalesef sınıfta kalmış diyebiliriz. Ses özelliklerine gelince, sadece 6 karakter orijinal olarak seslendirilmiş durumda. Bunlar: Desmond, Ben, Mikhail, Mr. Eko, Claire ve Sun. Diğer karakterler ise sadece sesleri çok benzeyen kişiler tarafından seslendirilmişler. Charlie’ nin sesi hiç benzemezken, Locke’ ın seslendirmesi gayet başarılı. Grafik özelliklerine ayrıca değineceğim için, burada çok üstünde durmayacağım fakat yine birkaç kişi dışında karakter grafikleri de oldukça başarısız. Oyunda Locke yine gayet güzel görünüyorken, özellikle Kate ve Sawyer hiç benzememekte. Yani anlayacağınız ada ile arası çok iyi olan Locke’ a ada yine her türlü özeni göstermiş durumda : )
SIR OLMAYAN YERDEN KARA DUMAN ÇIKMAZ
Genel grafik yapısına bakıldığında NEXT-GEN diye tabir edilen grafik yapısından oldukça uzak. Kaplamlar olsun, animasyonlar olsun günümüz standartlarının baya altında kalmış maalesef. Fakat bunun yanında, çevre grafikleri ile ışıklandırmalar mükemmele yakın denilebilir. Orman atmosferi ise gerçekten çok iyi. Sahil de ha keza öyle. Ormandaki bitki örtüsü ya da etraftaki çalılıklar olsun, sahildeki kaza zedelere ait barınaklar olsun gerçekten görülmeye değer güzellikte. Uncharted’ daki atmosferden kalır yanı yok desem yeterli olur heralde. Özellikle mağaralardaki ışıklandırmalar da görevini fazlasıyla yerine getiren cinsten olmuş. Mağara ya da ormandan bahsetmişken buradaki seslendirmeler de gerçekten çok başarılı. Özellikle ormanda kara dumanın peşimizde olduğu bölümlerde korkmamak mümkün değil.
KONTROLSÜZ ELLİOT
Oyunumuzun en büyük problemine geldi sıra. Maalesef oyunumuz çok ama çok monoton. Karakterimiz odun gibi hareket etmesinin yanında, silahımızı kullandığımız bölümler çoğunlukla eziyet oluyor. Çünkü oyunda genel olarak bir oynanabilme problemi var. Bunun yanında yaklaşık 7-8 saatte oynanıp bitebilecek bir oyun olması da maalesef oyunun eksi yönlerinden. Ayrıca genel olarak bakıldığında her halinden, oyunun üzerinde çok fazla mesai harcanmadığı anlaşılıyor maalesef. Grafiklerinden animasyonlarına, seslendirmelerden kurgudaki bazı hatalara kadar her halinden o kadar belli ki. Mesela adamımız, hakkında daha önce hiç kimseyle konuşmadığı, ormanda ilk defa gördüğü Desmond ile ilk karşılaştığı sahnede: “sen ambardaki herif misin” diye sorduğunu görüyoruz oyunda. Buna benzer ufak ama bir çok kurgusal hata var oyunda.
Bunun yanında o adada olmak, o karakterler ile birebir ilişki kurmak ve de o hikayenin bir parçası olduğunu düşünmek gibi unsurlar ise oyunun artı tarafları. Tek çeşit olsalar da o sigortaları yerleştirdiğimiz ve doğru akımı bulmaya çalıştığımız, zeka ürünü mini oyunlar şahsen benim çok hoşuma gitti. Oyunun belli kısımlarında hatırlamaya çalıştığımız geçmişimize döndüğümüz bölümler ise oyunun güzel kısımlarını teşkil ediyor. Her ne kadar bu kısımda da, oyunun genel yapısına hakim olan tek düzelik ve de grafiksel estetikten yoksunluk kendini hissettirse de, farklı bir yapıya sahip olması sebebiyle oyunun en zevkli kısımları olarak karşımıza çıkmış durumda. Ben her bölümü büyük bir zevkle oynadım şahsen. Yeri gelmişken fotoğraf makinenizi sadece o döndüğünüz flashbacklerde kullanmıyorsunuz. Adada bulunan bazı ayrıntıları da, makineniz ile çekmeniz mümkün. Fotoğraf haline getirdiğiniz her bir ayrıntı için, oyun menüsündeki bir extra açılmış oluyor. Yalnız burada da bir şeyi belirtmeden geçemeyeceğim. Yukarıda belirttiğim oyundaki özensizlik, extraları açmak için kullandığınız ve fotoğrafını çektiğiniz bölümler için de geçerli maalesef. Mesela; Charlie’ nin sahilde gitarını çalarken bir fotoğrafını çekmeniz durumunda extralardan birini açmış oluyorsunuz. Yalnız dizide "Driveshaft" grubunun solist ve bestecisi konumunda olan ve de canavar gibi gitar çalan Charlie, oyunda o kadar kötü gitar çalıyor ki, 2 dakika tahammül etmek imkansız. Yapımcılar hiç abartmıyorum resmen, gitarın “g” sinden anlamayan birine vermişler bir gitar ve “Sen şöyle kafan göre tellere dokun biz de bunu oyuna koyalım” demişler. Halbuki LOST aşkı ile dolu deli gönül ne isterdi? Charlie’ nin elinde gitarı varken şöyle güzel bir “you are everbody” parçasını dinleyelim. Ama maalesef, istek ve gerçek bu kadar tezat.

O ADADA OLMAK…
Oyunda değinilmesi gereken ve de güzel ayrıntılardan birisi de oyunun, elden geldiğince dizi ile aynı düzleme sokulması. Mesela, toplam 7 bölümden oluşan oyunumuzda, her bölümün başlangıcında “preaviously on Lost” ile başlayan özetler görmek, eminim benim gibi olan Lost hastalarına büyük zevk verecektir. Bunun yanında, diziye her yönüyle sadık kalan bir yapı hakim oyunda. Mesela; oyunun başlarındaki sahilde her yerde enkaz varken, bölümler ilerledikçe, bu enkazın kalktığını ve herkesin kendine göre uçaktan arda kalanlar ile bir barınak yaptığını görüyorsunuz. Gerçekten LOST: VIA DOMUS, oyun olarak çok hatta birçok eksiği olmasına rağmen, bir dizinin yapımı olmasını mükemmel yansıtması ve de size gerçekten, LOST dizisinin bir oyuncusuymuş hissi vermesi, takdir edilmesi gereken konuların başında geliyor belki de.
LOST’ UN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ
Sonuç olarak bakıldığında LOST: VIA DOMUS, şu haliyle sadece ve sadece LOST dizisini çok yakından takip eden dizi severler için mutlaka alınıp oynanması gereken bir oyun niteliğinde. Oyunu bitirdikten sonra inceleme yazım için aldığım notlarıma şöyle bir baktığımda nedendir bilmiyorum, oyunu sanki 2 farklı firma yapmış hissi doğdu içimde. Yani oyunun belirli kısımlarını, oyun yapımından anlayan bir firma, diğer kalan kısımları ise hayatında ilk defa oyun yapan bir firma yapıyormuş gibi düşündüm. Oyunun bazı kısımları o kadar güzel ve özgün ki helal olsun diyorsunuz. Ama diğer taraftan bütün bu güzellikleri baltalayan başka özellikler devreye giriyor ve şu haliyle elimizde, yukarıda belirttiğimiz sorunlu ve zevksiz yönleri ağır basan ve sadece kendi hayran kitlesine hitap eden bir oyun olarak karşımıza çıkıyor maalesef. Eğer dizi ile ilginiz yok fakat, ben aksiyon – adventure türü oyunları çok severim diyorsanız aman, pek bulaşmayın, daha iyi seçenekler var diyeyim size ve başka incelemelerde buluşmak dileğiyle
huzurlarınızdan ayrılayım.
DEĞERLENDİRME:
GRAFİK: 78
SES: 75
OYNANIŞ: 70
EĞLENCE:65
GENEL: 72
NOT: İncelemeye katkısından dolayı sitemiz üyelerinden, Mehmet Aydın(Ahaotex)' a çok teşekkür ederim.