Öncelikle uzun bir aradan sonra tüm herkese merhaba. Bir çoğunuzun da bildiği üzere geçtiğimiz aylarda almış olduğum kişisel bir kararla PlaystationTurk ailesindeki aktif editörlük görevimi bırakmış daha sonra sizlerin ricaları üzere Burhan kardeşiminde isteğini kırmayarak PS2 incelemelerine devam etmek üzere tam resmi olmasa da görevime fırsat buldukça devam edeceğim sözünü sizlere vermiştim. Umarım geçip giden süre zarfı içinde giderek yaygınlaşan Next-Gen teknolojisi ile incelemelerden istemeyerek mahrum kalan PS2 kullanıcıları bana çok kızmamışlardır. Herkese tekrar en içten selamlarımı iletip yazıma geçmek istiyorum.
KARANLIK ve BİR ADAM Aslında uzunca bir süreden sonra çıkmasını dört gözle beklediğim en önemli oyunlardan biriydi ALONE IN THE DARK. Yanlış hatırlamıyorsam en son böylesine merakla beklediğim tek oyun RESIDENT EVIL 4' tü. Korku içerikli ve özelliklede zombi kesmeli biçmeli oyunlar her daim ilgimi çekmişlerdir. Bu yüzden midir bilinmez AITD oyununu yaklaşık 4 aydır sıkı bir şekilde takip ediyordum. Malumunuz next gen teknolojisi içeren tanıtım videolarıyla birçok kişide merak uyandıran oyunumuzun sadece bir kez Wii oyun içi videoları yayınlamış ne yazık ki PS2 konsolu için olan versiyonu bir türlü su yüzüne çıkarılmamıştı. Ancak resimleriyle avunduğumuz oyunun çıkış tarihi ile birlikte oyunu önce internetten ve 3 gün sonrada piyasadan temin ederek en ince ayrıntısına kadar PS2 de deneme şansı buldum.
Bir çoğumuzun da takip ettiği üzere karakterimizin adı Edward Carnby. Oyunu oynayanların bildiği, oynayacaklarında göreceği üzere kahramanımız öncesinde ne olduğunu bilmediği bir hikaye ile oyuna ani bir dalış yapıyor. Aslında sizlere oyunun konusu hakkında bir yazı yazmak istemiyorum. Belki kimi kardeşlerimiz için tadı tuzu kaçabilir diye. Ama yinede bir ön yazı yazmak durumundayım ki konusuyla ilgimi çok çeken AITD' nin sizler içinde bir al benisi olsun.

IŞIK ve GÖLGE, PEKİ GERİSİ? Hikayemize ilk başladığımızda bir odanın içinde kendimizi bir sedyede yatar vaziyette buluyoruz. Bize verilen enjeksiyonun etkisiyle odanın ışıklarını çok yoğun bir şekilde hissediyoruz. İçerde ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir ortam var. Belki de oyunun başı ve aynı zamanda minik bir tutorial sayabileceğimiz bu bölüm aslında hikayemezin en önemli ipuçlarının bulunduğu mekan olabilir.
Oyuna başlar başlamaz ilk dikkatimi çeken oyunun PS2 versiyonunda üretici firmanın, oyuncuların gözünü boyamak için ışık gölge efektlerine oldukça önem vermeleri olmuş. Next gen teknolojisine yakın çizgilere çıkamayacaklarından ötürü oyun geliştiricileri bu açığı kapatmak için en çok ilgiyi iç mekan çizimlerine ve ışık gölge oyunlarına çekmeye çalışmışlar. İç mekan çizimleri biraz SILENT HILL oyununu andırsa da zaman zaman onun kadar başarılı olmadığını görüyoruz. Karakter modellemelerinde ara demolarla oyun arasındaki geçişler çok başarılı olsa da oyun içinde sürekli oynadığınızda bir şeylerin çok eksik olduğunu görüyorsunuz. OBSCURE serisini oynayanlar eğer serinin ikinci oyununu oynadılarsa ne yazık ki OBSCURE 2 nin AITD' tan çok daha iyi çizgilere sahip olduğunu fark edeceklerdir. Yer yer güzel yapmışlar dediğiniz grafikler yerini zaman zaman kötü ve resmen aceleye getirilmiş amatörlüklere bırakıyorlar. Örneğin bir mekanın kaplamaları neredeyse PS2 için yapılabilecek en iyi örneklerden biriyken bir bölümde ise "Bu bana yapılır mı be?" demenize sebep oluyor. Yoğun ışık gölge efektleride olmasa bana göre AITD PS2 versiyonunda dengesiz grafik yapısından ötürü bende gerçekten çok kötü bir izlenim bırakacaktı. Zaman zaman alev efektleri gözleriniz kamaştırsada zaman zamansa elime bir boya kalemi alsam ben daha güzel alev yaparım dersiniz. Hele bir su efekti varki sormayın gitsin. İçine girdiğimiz suyun çizgileri yerlerde sürünürken bir sonraki bölümde bileklerimize kadar gelen su ve suyun duvara vuruşuyla verdikleri kanalizasyon ambiyansı sizlere "Oh be verdiğim paraya burda değdi işte" derdirtiyor. İç mekanlarda zaman zaman çok başarılı modellemeler ve ışık gölgenin hükmettiği kaplamalar yer alırken dış mekan çizimlerinde, özelliklede gece ambiyansında resmen arka planlarda fotoğraf kullanılmış. Fotoğraflarada ışık gölge basarak oyun içi hareketli görüntülere bir entegre sağlanmış. Sorarsanız başarılı olmuş mu, bence olmuş. Zaten buda olmasa oyun gerçekten çok yalın olacaktı bana göre. Koskoca ışıklı gökdelenler, şehir ışıkları, kasvetli gökyüzü görüntüsü yine ışık gölge ile birleştirilmese sanırım yer kaplamalarını, ağaç çizimlerini görünce, hele hele birde RE4, SILENT HILL gibi baş yapıtlarıda oynadıysanız oyuna grafiksel olarak en fazla yarım saat dayanabilirdiniz. Karakterimiz dışındaki diğer karakterlerde yine büyük bir grafik dengesizliği söz konusu. Yüz hatları çok iyi çizilmiş bir karakterin geri kalanı tam bir fiyasko iken, kimi zamanda tam tersi olabiliyor. Next Gen versiyonunda biraz yaratık vari olan zombiler PS2 versiyonunda ise tam birer zombi. Yüzü gözü kanlar içinde olan zombilerimizinde çeşitliğine değinecek olursak bir elin parmak sayısını geçmeyecek düzeyde.
PEKİ YA OYNANABİLİRLİK?
Oyunun kontrolleri bizler için olmazsa olmaz keyif sebeplerinden biridir. Bir oyunun oynanabilirliği yüksek ise bu grafiksel olarak kötü olsada oyuncuyu oyuna bağlayabilecek en büyük faktörlerden biri. Oyunun PS2 versiyonunda kontrol seçenekleri bakımından Next Gen versiyonundaki birçok şeyi aynen yapabiliyoruz. Eşyalarla iletişimler çok seçenekli olmasada yinede çok farklı kombinasyonlara izin verebiliyor. Sandalyeler, yangın tüpleri, masalar, küçük eşyalar, bidonlar gibi birçok eşya ile etkileşim kurabiliyoruz. Edindiğimiz silahlarımızı seçerken FPS kamerasına girip çeketimizi iki yana açarak ceplerimizden çıkartabiliyoruz. Sınırsız mermi, eşya, edavat yerine ceplerimizin alabildiği yere kadar muhimmat alabiliyor, aldığımız sargı bezleri, ilk yardım spreyleri gibi eşyalarlada kesilen kolumuzu bacağımızı birebir analoglar yardımıyla tedavi edebiliyoruz. Oyunun belli bir bölümünde edindiğimiz cep telefonu ile yine belli bölümlerinde karşılacağımız insanlar ve uğrayacağımız mekanlar vasıtasıyla edineceğimiz telefon numaralarını arayabiliyor, gelişmeleri takip edebiliyor hatta şehirde neler olup bittiğini anlamak için gelen mesajları, haberleri kontrol edebiliyoruz (bu arada istediğimiz zaman telefonumuzu çıkartıp istediğimiz numarayı arayabiliyoruz). Oyunu istediğimiz an üçüncü yada birinci gözden oynayabiliyoruz. Ama ister istemez zaman zaman her iki kamerayı da kullanmanız gerekecek. Bölümlerin birçoğunda yine kare, x, yuvarlak, üçgen tuşlarıyla yapacağımız kombinasyonlar, analoglar yardımıyla üstesinden gelmemiz gereken küçük görevler var. Örneğin bir arabaya bindiğiniz zaman torpido gözünü kontrol etmenizde, arabaya ters kontak yapıp çalıştırmanızda sizin marifetli ellerinizin ucunda.
Türüne benzeyen diğer oyunlarda olduğu gibi cebinize tonlarca mermi doldurup zombileri öldüreceğinizi hiç sanmayın. Bu sizler için bir yıkım olabilir. Oyunda cebinizde toplam 3-4 şarjör taşıyabileceksiniz. Buda nerdeyse 35-40 mermi yapıyor. Zombilerin kimi zaman iyi bir atışla bir kimi zamanda 5-6 mermiyle öldüğünü düşür ve belli mekanlarda 10-15 zombi geldiğini düşürseniz vay sizlerin halinize. Bu gibi durumlarda hemen çevrenizdeki eşyalarla etkileşim faktörü devreye giriyor. Elinize geçereceğiniz sandalye, yangın tüpü gibi birçok eşya ile zombilerin kafasını ezebilir, hatta parfüm + çakmak kombinasyonları gibi çeşitli seçeneklerle onları yakıp kül edebilirsiniz.

Oyunun zaman zaman kontrollerindeki yumuşaklı yerini kalaslığa bıraktığını söyleyebiliriz. Bu konudada AITD gerçekten aceleye getirilmiş. Oyunun grafiksel açısından var olan dengesizliği kontrollerd ede göze batıyor. Kamera açısından bir problem yaşamadığım oyunun bazı yerlerinde RE4 te bulduğumuz yumuşak kontrol alışkanlığı yerini çok acemice yapılmış ve PS2 nin son zamanlarına hiç yakışmayan hareketlere bırakıyor. Zombiler bizi gördüklerinde zaman zaman çok ani saldırılarda bulunsalar da bazen yanlarından geçerken oralı bile olmuyorlar. Aslında bunu biraz "zombilerin aptallığı ve gerçekçiliğe" yorarsanız kendizi avutmuş ve oyunu biraz daha zevkli hale getirmiş olursunuz (ne durumlara düştük ya).
Oyunun gerçekten oynanabilirliğine tam puan verdiğim en güzel yerlerinden biri araba sahneleri. Hele ki birde arabayı kullanırken birinci gözden oynuyorsanız çok zevkli olduğunu göreceksiniz. Yıkılan binaların arasından arabayla sıyrılmaya çalışmak, karşıdan gelen diğer arabaların farlarının gözlerinizi aldığınızı görmek, camınıza yapışan pislikler, bu pislikleri temizlemek için silgeçleri çalıştırmak...vs. Gerçekten oyunun diğer bölümlerine bakıldığında adam akıllı yapılmış en önemli bölümlerden biri araba sahneleri. Özellikle oyunun hemen başlarında yaşadığım arabayla şehirden uzaklaşma sahnesine bayıldım. Tam bir film havasındaydı. Aslında değinebileceğim birçok oynanabilirlik faktörü var ama eğer oyunu alıp oynama şansı bulursanız hepsini teker teker sizler keşfedeceksiniz. Çünkü oynanabilirlik konusunda oyun sizlere bol seçenekli bir menü sunuyor. Next Gen versiyonundaki kadar olmasada PS2 versiyonundada oyun diğer rakiplerinden bu konuda fazlasıyla artı puanla sıyrılıyor.
SES VAR MI SES?
İnanın bana en büyük hayal kırıklığı yaşadığım noktalardan birisi bu oldu. Tanıtım videolarında izlediğimiz atmosferi ne yazıkki ses efektleri olarak oyuna yansıtamamışlar. Silah seslerinden tutun zombi seslerine kadar, mekan seslerinden tutun başka birşeye kadar gerçekten çok vasat bir oyun olmuş AITD. Ama belli bölümler varki o muhteşem AITD 5 oyununa ait kathedral müzikleri devreye girince inanılmaz gaza geliyorsunuz. Yani muthiş dengesizlik ne yazıkki müziklerdede var. Oyunun belli sürelerindeki muziklerin bizleri germesini beklerken tam tersine durgun oyun hali AITD' nin kendine has müzikleriyle birlikte yerini atraksiyon ve heyecana bırakıyor. İnanın bende anlamadım gitti bu nasıl iştir?
HİKAYE SÜPER AMA GERİSİ TAM BİR HİKAYE! Yaklaşık 4-5 aydır büyük bir heyecanla bekledim oyunun çıkmasını. Neredeyse tüm tanıtım videolarına ve resimlerine baktım durdum. Oyunun Next Gen versiyonu başarılı olabilir fakat bana göre PS2 versiyonu diğer rakipleri karşısında ezilmiş. Grafiklerde ve seslerde ne yazıkki tam bir tutarsızlık söz konusu. Yer yer istediğiniz, beklediğiniz randımanı tam alırken yer yer de PS2 konsolunuzun son zamanlarına bu oyunu hiç yakıştıramıyorsunuz. Oyunun en büyük artısı konusu ve bol seçenekli oynanabilirliği. Zaten oyunu diğer rakiplerinden farklı kılan en büyük artısıda bu. Bana göre ne RE nede SH konu ve sürekleyicilik bakımından AITD kadar kaliteli değil. Çünkü oyunda gerçekten bir film senaryosu havası var. Bu bakımdan oyun eski baş yapıtlardan FAHRENHEIT oyununa çok benziyor. Hatta grafik olarakta biraz FAHRENHEIT' i andırıyor. Eğer gerçekten birde müzikleri çok gelişmiş olsaydı bu oyunu direk FAHRENHEIT ile kıyaslayabilirdim. Ama hikayesi dışında AITH grafik ve ses olarak ne RE' ye nede SH' ye kafa tutabilir.
Son sözüm olarak, bu oyun oynanır mı? Bence oynanır. PS2 nin son zamanlarında çıkan ve türüne bir çok yenilik getiren değişik bir oyun olmuş AITD. Şahsen oyunu oynarken biraz kendinizi avuttuğunuzda oyuna bağlılığınız dahada artıyor. Aynı bir dizi film izler gibi "acaba bir sonraki bölümde ne olacak?" , "acaba bu şehir neden böyle oldu ya?" gibi soruları sürekli kendinize soracaksınız.Sıcak yaz akşamlarınızda eğer türünü seviyor iseniz gerçekten sizi saatlerce başına kilitleyebilecek bir oyun. Ama mükemmelliyetçi bir yapınız var ise ozaman hiç sinirlenip ruh sağlığınızı bozmayın derim. PS2 versiyonunu dört gözle bekleyen ben, oyunda %50 hayal kırıklığı %50 ise beklediğim mutluluğu yaşadım. Alıp oynayıp taktir etmek sizin elinizde.Saygılarımla...
Grafik = 10 / 7
Ses = 10 / 6
Oynanabilirlik = 10 / 8
Hikaye = 10 / 9
TOPLAM = 10 / 7