PlayStationTürk -Türkiye'nin Oyun İstasyonu

 
 
 
 

Anket

Sony'nin kaybettiği exclusive'lerden en çok hangisine üzüldünüz?

Tekken 6
Age Combat
Katamary Damacy
GTA IV
Devil May Cry 4
Final Fantasy
Assasins Creed
Virtual Fighter 5



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 1156
Yorum: 12

GittiGidiyor

PS3 oyunları 75 YTL

Google


[ İncelemeler | İnceleme Yaz | Yeniler | En popüler | En Çok Puanlanan | Rastgele ]

Saat Kaç

Oyun Sponsorumuz

SAAT KAÇ

İç Anadolu’nun sıcak kumlu günlerinin esintiye sahip olmayan bir öğleden sonrasında uyanmıştı. Gece geç yattığının resimleri beyninde yankılanırken yataktaki keskin kusmuk kokusu midesini sarsmıştı tekrar, ama çıkartacak bir şey kalmadığı için sadece öğürmekle yetinmişti. Lanet olsun diye söylene söylene kalktı. Yine içkiyi fazla kaçırmıştı anlaşılan. Nedenini bilmediği bir sarsıntı vardı sanki beyninde, depremler oluyordu kafasının içinde. Eşinden ayrıldığından bu yana bu kaçıncı kendini kaybedişiydi acaba, kaçıncı kez kendini yatakta buluşuydu. Yine iyi … diye geçirdi içinden en azından yanında bilmediği bir kadın yoktu bu sefer, yalnız uyanmıştı. Elini kel kafasına götürdü geçen hafta aklına esmiş ve berbere gidip kazıtmıştı. Karısından ayrıldığından beri aklına her eseni yapar hale gelmişti. Sanki duyularıyla intikam alıyordu. Aslında acı çekiyordu. Fatma’nın hatıraları onu yalnız bıraksın diye yapmadığını bırakmamıştı, en son geçen hafta anılara teslim olmuştu. Artık sadece aklına gelen hatıralara duruma göre ya acı acı gülümsüyor ya da sadece suratını buruşturmakla yetiniyordu.

En sonunda yataktan kalktı, belindeki müthiş sancıyla bir çığlık attı. Ne olmuştu dün akşam bir araba sopa mı yemişti. “Ne olmuşsa olmuş” diye içinden geçirdi. Umursamazlık artık onun en büyük silahıydı. Kendi savunmasını böyle kurmuştu. Üniversitedeyken aldığı psikoloji dersleri ona böyle söylüyordu. Sadece umursamıyordu, böylece sorunlar ona vız geliyordu. Aslında sadece vız gelmediğinin ve o umursamadıkça sorunların büyüdüğünün kendi dışında bir gücün ona baskı yaptığının ve sorunları devamlı büyüttüğünün farkındaydı. Her neyse diye mırırldana mırıldana banyoya doğru yürümeye başladı. Kafasındaki depremler dinmişti biraz. Ama soğuk bir duş onu iyice kendine getirirdi. O yüzden neredeyse koşarak banyoya girdi ve soğuk suyu sonuna kadar açtı. Vücuduna çarpan her su tanesi onun beyninde yankı yapıyordu sanki. Ama bu yankıları bir müzikle eşleştirmek daha doğru sayılırdı. Bir on beş dakikanın ardından sadece el yordamıyla bulduğu musluğu kapattı. Suyun altında hiç gözlerini açamazdı. Denizde de bu geçerliydi asla suyun altında gözlerini açamıyordu. Halbuki denizci olarak askerliğini yapmıştı. Hemde amfibi komando. Şu an düşünüyordu da sanki o askerlikte bunların başına geleceğini bilir gibi ilahi bir kudret onu tüm bu şartlara hazırlamış gibiydi.


Orada da en zor şartları görmüş ve umursamamayı öğrenmişti. Yanında en yakın arkadaşı ölse bile ( ki defalarca kaç tanesini güneydoğu da kaybetmişti ) umursamamayı artık takmıştı. Yaşıyordu ve önemli olan buydu. Nefes aldığı sürece o gerisi önemli değildi. Öyle ya kendisi de ölse arkadaşları böyle düşüneceklerdi. Sonuçta arkasından ağlayacak bir ailesi yoktu ki.  Hem ağlasalar ne olurdu ki.  Onunla beraber kabre girecek değillerdi. Bu düşüncelere kafasında dönerken etrafında kendini rahatsız eden şeyi araştırmaya başladı. Bir şey vardı kalktığından beri onu rahatsız ediyordu. Etrafında olması gayet doğal olan ama olmadığında insanı rahatsız eden bir şey. Sonra gözleriyle araştırmayı bıraktı, diğer duyularına yöneldi. Bunu askerde öğrenmişti. Düşmanı gözleri ile değil diğer tüm duyuları arıyordu. Aynı bir radar gibi etrafı tarıyordu şu anda. Evdeki garipliği sezinlemişti içindeki o savunma askeri. En sonunda kulaklarında durdu. Ses.. Evet evde ses yoktu. Gitti buzdolabına yöneldi ve kulağını kapağa yasladı. o dolabın motorunun ince mırıltısını aradı kulağı ama nafile… Sonra lanet okuyarak dolabı açtı. Herhalde bozulmuştu. Kapağı açınca ışığı yandı dolabın elini su şişelerine götürdü. Yokladı o hassas elleriyle şişeler sanki buz gibiydi. O zaman yeni mi bozuldu ki diye geçirdi içinden. Sonra birden mutfaktaki saate ilişti gözü. Saat 3:15’ti ve saniyesi 19’un üzerinde durmuştu. “Saçmalama” dedi. Onunda pili bitti herhalde dedi. Ama yeni çok değil iki gün önce bir tane kalem pili şarj etmiş ve yerleştirmişti saatini içine. Gitti odadan çekmecesinden bir tane daha şarj edilmiş pil aldı ve getirdi saatin içinden eski pili çıkararak değiştirdi. Şaşırtıcı bir tepki almıştı saatten saniye 20’ye ilerlemiş sonra 19 geri dönmüştü. Ve orada kıpırdamadan duruyordu. Olmayan saçlarını kaşıdı. Dönüp dolaba baktı, dolabın üzerindeki elektronik saate gözü ilişti istemeden. 3:15:19 beyninden vurulmuştu sanki.

 Gülümseyerek oturma odasına ilerledi. Duvardaki asılı duran eşinin seçtiği tahta oymalı o koca evdeki tek hatıraya baktı. 03:15:19 Elini televizyonun kumanda düğmesine attı. Herhangi bir kanala bastı. Ekran hafifi bir parladı ve sonra karardı. Sonra yavaşça görüntü geldi. Bir haber spikerini görüntüsü vardı ama donmuştu. Teletext düğmesine bastı ekranda yazılar belirdi. Sanki silerin arkasından yavaşça yaklaşıyor gibi daha da netleşerek. Gözü istemeden de olsa sağ üst köşeye gitti. 03:15:19.. PM Teletext’i kapattı sessizce başka bir kanala bastı. Yine görüntü donmuştu. Bu sefer bir reklam vardı tam kız coca cola içerken donmuştu. Sessizce koltuğa gömüldü. Çünkü teletext yine aynı saati gösteriyordu 03:15:19 Başka kanalları dolaşmadı boğazına düğümlenen şeyin ne anlama geldiğinden korkuyordu. Kalktı ve PS3’ını açtı. Av düğmesine basarak kanalı PS3’e çevirdi. Makine açılmıştı yine muhteşem bir şekilde. Ama setup ve zaman ayarlarına girdiğinde şok geçirdi. 03:15:19 değiştir düğmesine bastı. Joystiğin analog kolları ile saati ileri aldı. Sonra bıraktığında gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Makine sanki görünmeyen bir güç tarafından yönetiliyor gibi eski saate 03:15:19’a geri dönüyordu. 04 arkasından 03 ve durdu. Analoğa baktı kıpırdamıyordu.

Öyleyse ne dedi içinden. Yavaşça buzdolabına gitti. Kapaktaki elektronik saati ayarladı rastgele bir zamana ve elini çekti.. Gözleri yuvalarından fırlayacaktı sanki. Saat kendi kendine ilerliyordu son hızla sanki bir F1 arabasının kadranına bakıyordu. Sonra kadran yavaşladı ve durdu 03:15:19 yavaşça döndü ve dolabın kapağına şiddetli bir yumruk attı. Eli acımıştı. Sonra dehşetle fark etmişti kontrolünü kaybediyordu. Altı üstü saatler takılı kalmıştı. Bunda bu kadar öfkelenecek ne vardı ki bu kadar. Hızla odasına döndü. Kusmukları temizlemekle vakit kaybedemezdi. Bugünkü randevusunu hatırlamıştı. Şehre inmeliydi. Alelacele giyindi. Üstüne ne bulduysa geçirmişti. Kirli veya değil umurunda değildi. Son hız anahtarlarını kontrol etti. Ve kapıdan fırladı. Kapıyı sadece bir kez kilitledi. Arabasına doğru yöneldi ve uzaktan kumandayla kapıları açtı. Altındaki araba son model bir JETTA’ydı. Hangi yıldayız ki diye kafasında bir soru yankılandı. 2011 miydi yoksa 12 mi. Bana ne ki diye mırıldanarak kapısını açtı ve içeri yerleşti. Kapıların kilitlerini açınca araba dışarının ısısına ve arabanın içindeki ısıya otomatik bakıyor ve hemen air conditionu soğuk veya sıcak olarak çalıştıryor ve 10 sn gibi kısa bir sürede arabayı daha önce belirtilmiş sıcaklık seviyesine ayarlıyordu.


Koltuklarda özel bir maddeden yapılmıştı. Eğer hava sıcak ise serinletiliyor veya soğuk ise ısıtılıyordu. Kapıları yavaşça kapattı ve anahtarları haznesine yerleştirdi. Araba sarsılmadan hafifçe kalktı. Direksiyona sarıldı sanki okyanusta gemisi batmıştı be bu direksiyon can simidiydi onun. Bu arabada onu rahatsız eden bir şey vardı ilk defa özenle seçtiği bu arabada huzursuzluk hissediyordu. Bu arabayı çok severek almıştı. “Lanet” dedi, dolaptaki olay, arabanın motorunun o huzur veren mırıltısı yoktu ama çalışıyordu. Saat kaçtı ki? Lanet randevusuna geç mi kalıyordu yoksa. Bir an arabayı durdurup motora bakma hissi geldi ve geçti içinden. Sonra arabanın camını açtı araba neredeyse 120 km sabit hıza ulaşmıştı ama camdan en ufak bir esinti gelmiyordu. Arabanın hızından kaynaklanan o uğultu ve tekerleklerin sesine özlemle yöneldi. Ama sanki araba uzay boşluğundaydı ve sesler yalıtılıyordu. Boşluk içinde emiliyordu kendisine gelmeden. Çılgınca bir güdü içini sarstı. Öldüm mü ben diye geçirdi içinden. Yoksa ölüm dedikleri bu muydu? Yanından hızla geçen tek tük ağaçlara baktı. O hızla bir ağacın yanından geçerseniz vuf diye bir ses ağaçla sizin aranızda oluşurdu ama normalde dedi sesli bir şekilde. Şu an çıt çıkmıyordu. Acaba kulağına bir şeyler olmuş sadece kendi sesini mi duyabiliyordu. Dün akşam neler olduğunu hatırlamaya çalıştı acaba kafasına sert bir darbe almış mıydı? Kafasını yokladı tek eliyle şiş bir veya iki böle aradı kel kafasının o pürüzsüz yüzeyinde. Ama nafile, bu arada şehre yaklaşıyor olması lazımdı. Ama tek gördüğü uzaktaki bir evdi. Yaklaştıkça ev tanıdık gelmeye başlamıştı. Biraz daha yaklaşınca frene kökleyerek yüklendi. Midesi ağzına gelmişti. Ama frenden dolayı değil. Önünde duran ev kendi eviydi. Yani yarım saat önce önünden hızla ayrıldığı eviydi. Bir daire mi çizmişti arabayla yarım saattir. Durdu yolda kimseyi görmemişti bir bisikletli bile yoktu anayolda. Hem kendi evi anayolda değildi ki. İndi arabadan yaklaştı eve içeri doğru girdi bahçeden. Anahtarlarla kapıyı yokladı. Sanki ev nefes bile almıyordu. Çılgın bir kahkaha boğazından fırladı. Kendisi bile kahkahasından ürkmüştü. “Çıldırıyorum” dedi fısıltıyla.

Boğazında düğümlenen korkuyla yatak odasına yöneldi. Bıraktığı dağınık yatak ve kusmuk izleri aynen duruyordu. Hızla yatağının başucundaki gardroba yöneldi. Çekmecesine asıldı tüm gücüyle, kilitliydi. Aynı kendi evindeki gibi. Elindeki anahtarlara yöneldi gözü. Yavaşça asıldı kilidi çevirip. Açılıyordu ucundan gördüğü şey aklına aynı şeyi getirdi. O eşiyle ayrıldıkları gün eve geldiğindeki lanet soruyu hızla 45’liği asıldı ağzına dayadı horozunu kaldırdı ve tetiğe düşünmeden bastı. Tetiğe basınca düşündüğü tek şey arkasındaki aynanın beyninin parçalarıyla dolacağıydı. Sonra boşluk. Bir an sessizliğin içinde gömülmek. Acısızlık hissi her yanını sarmışken. Kan ter içinde yatağından fırladı. “Rüya” dedi. Keskin kusmuk kokusu içinde bir şey görememesine rağmen kendini öğürttü. Hafifçe başını yokladı sanki içinde depremler oluyordu. Kafasında ki düşünceler ona tek bir şey düşündürüyordu ben bunu daha önce yaşadım. “DE JA VU” Yavaşça döndü ve duvardaki saate gözü takıldı. Dudakları ince bir çizgi halini aldı. Ve ardından dudaklarının arasından bir isyan çığlığı yükseldi. O kadar tizdi ki. Elleriyle başını tutuyordu. Kendi sesini tanıyamamıştı. Sessizliği hissediyordu sadece kendi sesinin etraftaki tek ses olduğunu hissediyordu. Yavaşça gömüldü yere. Alnı yere değiyordu. Allah’ım dedi hıçkırıklara boğularak. Aklında saatte gördüğü şey 03:15:19
Siz olsanız ne yapardınız.

Oyun Sponsorumuz

Eklenme: August 2nd 2008
Category: Serbest Yazılar
Yazan: MehmetAplayTR
Puan:
Toplam Puan: 10 (11 Toplam Oy)
İnceleme Puanla & Yorumla
Hit: 1509
Dil:
  

[ İncelemelere Geri Dön | Yorum Ekle ]

Saat Kaç
Gönderen: MehmetAlperTR Tarih: 2008-08-16 20:12:01
Puanım:


Hayır Amfibi komando olarak Şırnak ta yapmış... Amfibiler güneydoğu ya verilir..

Saat Kaç
Gönderen: Ps3_54 Tarih: 2008-08-14 17:29:30
Puanım:


uff güzel galiba :D başım çatlıcak gibi olduu için zorla okudum :D
ama aklıma takılan bişi var adam askerliğini denizci olarak yapıyor ama arkadaşlarını güneydoğuda kaybediyor :S acaba van gölünde mi yapmış :D

Saat Kaç
Gönderen: burakgs06 Tarih: 2008-08-07 01:48:48
Puanım:


güzel yazı

Saat Kaç
Gönderen: idzaki Tarih: 2008-08-05 16:22:51
Puanım:


ben olsaydım o jettanın tavan ve ön cam kısmını keserdim ve arabayı çıkacagı maksimum hıza çıkarırdım ... ve tam çarpmak üzereyken silahımla kafama bir kurşun sıkardım ve azrail beni ayakta alkışlardı ;)

Saat Kaç
Gönderen: alperkaanates Tarih: 2008-08-04 22:16:41
Puanım:


Abi profilini biraz kurcaladım da ben senin yazıların hayranıyım ya :D Araban hikayen bir de su artık h2o değil süperdi. Allah her siteye bir MehmetAplayTR versin. Öpülesi insan...

Saat Kaç
Gönderen: alperkaanates Tarih: 2008-08-04 22:13:33
Puanım:


Sırf yazıya yorum yazmak için yatan hesabımın işleriyle uğraştım. Gelelim önemsenmeyen değerlendirmemize:
Öncelikle baktığım bölümlerde türkçenin ayaklar altına alınışına sitenin başlıklarından görünce böyle bir yazıyla karşılaşmak şahsen benim için mutluluk verici. Yazdığın tarz gayet güzel ve bu işin üstüne gitmeni öneririm(ki gittiğine eminim) mesela kendine bir blog aç ve yazılarını yayınla. Yazmak çok güzel birşey ve içini rahatlatmak için iyi bir fırsat. Bu dediklerini yaşıyorsan sana tavsiyem yazıdaki karakterin takındığı tavrı devam ettirmen.
Koyver gitsin...

Saat Kaç
Gönderen: ferhanank47 Tarih: 2008-08-03 15:03:57
Puanım:


çok güzel yazı ellerinize sağlık.belki kızın ömrü yetmemiştir

Saat Kaç
Gönderen: HeathAnil Tarih: 2008-08-02 21:34:08
Puanım:


Bilmem...Neden kız coca cola içerken donmuş ki (şaşırdım)

bu arada değişik bir yazı olmuş eline sağlık alpay.

Saat Kaç
Gönderen: burhanmizrak Tarih: 2008-08-02 21:20:48
Puanım:


çok güzel bir yazı olmuş abi, kalemine sağlık

Saat Kaç
Gönderen: alihan111 Tarih: 2008-08-02 20:22:47
Puanım:


cek gitsin tetigi


İletişim için: playstationturk@gmail.com... Sony, Playstation 2, Playstation 3, PSP, ile ilgili tüm logo ve resimler kendilerine ait tescilli markalardır.