Geçtiğimiz günlerde, bütün dünyanın büyük ilgi ve alakası ile ve de yaklaşık 10.000 bilim adamının katılımı ile CERN'de gerçekleştirilen “Büyük Hidron Çarpıştırıcısı” adlı deney ile dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısında, proton hüzmeleri ışık hızına yaklaştırılarak çarpıştırıldı (ve halen de devam ediyor). Bu çarpışmalar sonucunda, mikrosaniyeler içinde ortaya çıkıp kaybolacak parçacıklar incelenerek kainatın sırrı ve uzayın bilmediğimiz derinlikleri(kainatın sadece %4'lük bir kısmını biliyoruz) aydınlatılmaya çalışılacak. Peki bu oyunun, bu konuyla ne alakası var diye sorarsanız... CERN'deki bilim adamları birazdan anlatacağım oyunu oynasalar, belki de uzayın derinliklerini bu kadar merak etmeyecekler şeklinde müthiş bilimsel ve de mantıklı bir alaka kurarım size:) Sorduğunuza daha fazla pişman olmadan oyunumuza geçelim isterseniz...

EA stüdyolarında yapımı devam eden oyunun, klişe ama her zaman için bilim-kurgu severler tarafından tutmuş bir senaryosu var. Daha doğrusu senaryo başlangıcı var diyelim. Zira oyun yapımcılarının söylediklerine göre oyun ilerledikçe, senaryo çok değişik noktalara gidecek ve de dallanıp budaklanacak. Evet oyunumuz, uzun süredir kendisi ile bağlantı kurulamayan bir uzay gemisine(USS Ishimura), asayiş durumu hakkında bilgi almak amacıyla inmemiz ile başlıyor. Tabi tahmin edebileceğiniz gibi gemide asayişten eser kalmamasının yanında kan gövdeyi götürmüş durumda.
Kurtarma timindeki kahramanımızın ismi ise Isaac Clarke. Isaac'in oyun boyunca hayatta kalmaktan ziyade bir de kişisel bir olayı var. Isaac temel görevi, kız arkadaşını gemide bulup, sağ kalan kurtarma ekibiyle gemiden bir an önce çekip gitmek. Bu dile kolay gelen görevi yapmak tabiki kolay olmayacak. Ishımura'nın keşfedilecek ve de açığa çıkartılacak o kadar çok gizemi varki. Bütün bu sır ve gizemleri ortaya dökmeden ne biz oyunu bitirebileceğiz ne de Clarke o gemiden çıkabilecek(aynı şey aslında ama neyse yazdım bir kere...)
Oyunumuz thir person shooter oyunlarının bütün klasiklerini barındıracak. Etrafta koşuşturup, bulmaca çözüp, üstümüze gelen "stratejik" bir şekilde yaratıkları haklayacağız. Evet stratejik bir şekilde yapacağız. Çünkü Dead Space'deki yaratıkları daha önceki yaratıklara pek benzemiyorlar. Hepsinde daha çok sülük havası var. Önünüze gelecek olan yaratıkların başına nişan almanız ile R3 tetiğinize dokunmanız, bu yaratıkları sizden çok fazla uzaklaştıramayacak. Bu yaratıkları sonsuza dek sizden uzak tutmak için, kollarını, bacaklarını ve diğer önemli ve hayatsal organları ile vücut bağlantılarını birbirinden ayırmanız gerekecek(vahşet olmasın diye koparacaksınız diyemedim valla, KOPARIN!!!). Bu kutsal amacınız doğrultusunda oyun boyunca çeşitli alet(!) ve de silahlara sahip olacağız tabiki. Hatta oyun ilerledikçe Bioshock'a benzer şekilde Vendorshoplar ile kendimize silahlar satın alabileceğiz. Ayrıca bunun yanında yaratıklar ile aramızdaki tek şey olan zırhımızı da elimizdeki para nispetinde geliştirebileceğiz. Evet oyun boyunca etrafımızdaki bir çok nesneyi ve de parayı cebimize indireceğiz. Yalnız oyunda hayatta kalmamız için bu para ya da cephanelerden daha değerli olan "node"lardan bulmamız gerekecek. Bulabildiğimiz bu nodları, "workbench"lerde işleyip silah yada zırhımızı güçlendirebileceğiz. Ayrıca oyun ilerledikçe zamanı yavaşlatma ve nesneleri hareket ettirme gibi yeteneklerimizin de olacağı söylenen ve vaad edilenler arasında.

Kontrollere gelince, bütün third person oyunlarının baş belası kamera açılarından bahsetmek gerekiyor. Oyunun yapımcıları tabiki, bu konuda hiç bir problem olmadığını ve kamera açıları üstünde özellikle çalıştıklarını belirtiyorlar ama oyunu bire bir oynayan kişilerin de ortak kanaati kamer açıları ve de kontrollerde herhangi bir problemin olmadığı yönünde.
Oyunun grafikleri için ise söylenecek çok şey var gerçekten. Grafikler PS3 ve de Xbox 360'ın bütün gücünden yararlanıyor. Işıklandırmalar ve detaylı grafik yapısı oyunun görsellik kalitesini inanılmaz derecelere çıkarmış. Detay seviyesinde yükseklik , korku temalı oyunların vazgeçilmezlerindendir. Asla yalnız kalmak istemeyeceğiniz o korkunç labirent ortamları, devasa uzay gemisinin rahatsızlık verici atmosferi, etraftaki kan ve de yaratıkların iğrenç sıvıları, grafiklerin bir oyundaki atmosferi de nerelere çekebileceğiniz bizlere gösterir nitelikte. Tabiki bu kadar güzel(!) bir ortamı, yumuşak ve de akıcı bir şekilde oynamak hepimiz rüyası. Yapımcılar bu konuda da kuşku edilecek en ufak bir durumun dahi olmadığına yemin billah ediyorlar. Yaratıklar demişken, oyundaki düşmanlarınız gerçekten değişik şeyler. En son "john Carpenter: The Thing" oyununda gördüğümüz kadar iğrençler. Karşınıza çıktığı zaman "sen ne pislik bişeysin" dememenize imkan yok gibi görünüyor. Öldürmek büyük bir zevk olacak dersek yeridir herhalde...
Son olarak ses kalitesi ve de ses efektleri için de en az grafikler kadar çalışıldığı oyunun her halinden belli. Uzayın o derin boşluk duygusunu iliklerinize kadar hissettiren sessizliği ile ortamdaki çevre efektleri gerçekten üst düzeyde. Seslendirmeler konusunda, oyunu bizzat test etme şansı bulanlar tarafından bazı çatlak sesler çıkmakta. Bazı seslendirmelerin çok iyi ve yerinde olduğu halde bazılarında ise kalite seviyesinin düşük olduğu gelen bilgiler arasında. Bu noktada, oyun çıkana kadar bu tür küçük problemlerin ortadan kaldırılabileceğini söylemek mümkün herhalde.
Evet… Doğru senaryo çok klasik gibi duruyor. Oynanış sisteminde de yenilik olarak göze batan unsurlar yok. Ama Dead Space her ne kadar çok fazla yenilikler sunarak karşımıza çıkmasa da, hem atmosferi, hem de grafikleri ile kalite bir yapım havasında. PS3 ve Xbox360 için gelecek ay raflardaki yerini alacak oyun için çok fazla beklememize gerek yok neyseki. Hem CERN'deki deney için, hem de Dead Space için ben şahsen ümitliyim diyerek iğrenç bağlantım ile yazımı sonlandırayım