|
| |
|
Call of Duty 2
Oyun Sponsorumuz

Bundan bir kaç sene öncesine kadar oyun dünyasına adını altın harfler ile yazdırmayı başarmış oyunları saymaya çalıştığımızda, aklımız sürekli seneler öncesinde kendini göstermiş ve unutulamamış oyunlara gidip dururdu. Şu an ise oyun dünyası öyle bir döneme girdi, çıtalar o kadar yükseldi ki. Hızlı bir şekilde gelişen oyun teknolojisi ile, birbiri ardına gelen mükemmel yapımlar artık insanların gözünü geçmişe değil de, geleceğe dikmesine neden oldu. 2. Dünya Savaşı konsteptini işleyen oyunlarda da en iyiyi düşündüğümüzde, çokta gerilere gitmemize gerek olmadığını söyemek istiyorum aslında. Şöyle bir iki sene geriye gidip, 2003 yılında karşımıza çıkan Call of Duty ismini bir hatırlayalım. Medal of Honor’da görüp/görülemeyen bütün hatalardan arındırılmış, şimdiye kadarki en iyi Quake III grafik motoru optimizasyonunu yapmayı başarmış, gerçeğinden farksız savaş sahneleri ve hiç dinmeyen aksiyonu ile unutulmaz bir oyun olan Call of Duty’i...
Medal of Honor’un mimarı; 2015 firmasının dağılmasından sonra, firmadan ayrılan bir kaç arkadaşın kurduğu İnfinite Ward’ın geliştirdiği Call of Duty’nin ardından bir sene sonrada United Offensive isminde, yine ilk oyun kadar heyecanlı ve görsel zenginliği bir o kadar bol olan bir genişleme paketi hazırlandı. Biz bu genişleme paketinin tadına baktığımızda İnfinite Ward çoktan Call of Duty 2’nin çalışmalarına başlamıştı bile. Aradan geçen bu bir senelik süre zarfında ise çalışmalarını tamamlayan yapımcılar, yine bir Ekim ayında beklenen oyunları ile karşımıza çıkmasını da bildiler. Bakalım cephede bu sefer bizleri neler bekliyor ?..
Single Player’a giriyoruz. Karşımızda yine 4 farklı zorluk seçeneği çıkıyor. Ben bu oyunları çok iyi biliyorum diyerek, başta en zoru ile başlamanızı hiç tavsiye etmiyorum, çünkü ikinci oyunumuz ile birlikte yapay zeka epey akıllanmış. Düşman askerleri bu sefer toplu olarak saldırıp bizi faka bastırmaktan ve sıkıyı gördüklerinde de yine toplu bir şekilde geri çekilmesini de çok iyi beceriyorlar. Kurşunu bittiğinde silahının dipçiği ile size saldırmaktan çekinmeyen düşmanlarımız, kendilerine attığınız el bombalarını da aynen size geri gönderme konusunda da oldukça ustalar. Ama bu sefer takım arkadaşlarımızda oldukça akıllılar. En zor anlarımızda yanımızda bitiverip, bizi düşmanın elinden kurtarabiliyor ve onları geri püskürtebiliyorlar. Yalnız yine takım arkadaşlarımızı yönetemiyoruz. Biz ilerlediğimiz sürece ilerlemelerinin ilk oyundan buyana değişmemiş olduğunu görmek yine üzücü olsada, gerek düşmanın, gerekse de takım arkadaşlarımızın savaş meydanların da ki hal ve hareketleri, oyuncunun savaş atmosferinden bir an için kopmasına da engel oluyor.
Yapay zeka ne kadar da iyi olursa olsun, yine oyunun ilerleyip, savaş meydanlarının şekillenmesi için bizim hareketlerimiz beklenmekte. Biz ilerlemediğimiz sürece düşman size, takım arkadaşlarınızda onlara ateş edip duruyor. Bu tabi ki oyunumuzun yine çizgisel bir oyun anlayışı ile hazırlanması yüzünden olan bir eksiklik. Zaten bu eksikliği bu tür oyunları yapan firmalar bir türlü aşmayı başaramadılar. Oyuna getirdikleri bir takım yenilikler ile bu sorunu aşmayı amaçlamış aslında yapımcılar ama yinede bu yeniliği oyunun o heyecanında fark etmek biraz güç denilebilir. Bu sefer sol alt köşede ki haritamızda sadece takım arkadaşlarımız değil, düşmanlarında yerleri gözükmekte. Ayrıca bölüm içerisindeki görevlerde burada A,B,C.. şeklinde gösterilmiş. Bize de burada içlerinden birini seçip o yöne doğru ilerlemek kalıyor. Görev seçiminde biraz serbestlik kazandırsada, oyunun çizgiselliğini önlemeye pekte katkısı olduğu söylenemez.
İlk oyunda olduğu gibi yine üç farklı ülkeden askerleri yönetmekteyiz. İlk olarak Rusya’dan Er Vasili İvanovich, daha sonra İngiltere’den Çavuş John Davis ve Tankçı David Welsh ile oynadıktan sonra son olarak da Amerika’dan Onbaşı Bill Taylor ile oynamakta ve oyun boyunca da Rusya, Tunus, Fransa, Mısır, Libya ve Almanya gibi ülkelerde bulunabilmekteyiz. Özellikle çölde geçen bölümler oldukça ateşli ve çetin mücadelelere sahne olsada, oyunun asıl bombası D-Day gününü yaşadığımız ve artık bir klasik olmayı başarmış Normandiya çıkartmasında yaşanıyor.
Görevler yine eskiden olduğu gibi oldukça sade ve oyunda ilerledikçe zaten karşımıza çıkan şeylerden oluşmakta. Genelde bir yerleri ele geçirmek yada koruma amaçlı görevleri yerine getirmemiz gerekiyor. Yalnız ilk oyunda olduğu gibi yine aksiyon hiç dinmiyor. Kurşunlar bu sefer eskisinden daha fazla kafamızın üzerlerinden sinir bozucu vızıltıları ile uçuşurken, etrafa sallanan el bombaları yüzünden patlama sahneleri de daha fazla yaşanmakta. Ayrıca Call of Duty 2 ile efekt konusunda da ilerleme kaydettikleri görülüyor. Sis ve duman efektlerini bolca kullanılan oyunda, ortalığa atılan sis bombaları yüzünden göz gözü görmeyebiliyor. Bu yüzden ilk oyunda olmayan bir takım savaş stratejilerinin oyuna kazandırıldığını düşünebilirsiniz.
Oyuna başladığımızda bir de sağlık barımızın olmadığı gözümüze çarpıyor. Sağlık barımız olmayınca tabi ki etrafta toplayacağımız sağlık kitlerine de ihtiyacımız kalmıyor. Brothers in Arms ile FPS dünyasına kazandırılan ve oyunun gerçekçiliğini arttırdığına inandığım bu yeniliği Call of Duty 2’de de görmek oldukça sevindirici. Vuruldukça adamımızn kalp atışları ve nefes alıp-verişleri hızlanmakta. Durumumuz biraz daha kritikleştiğinde ise gözümüz kanlanıp, görüntü kararmaya başlıyor. Böyle durumlarda kendimize bir yerlere atıp düşman saldırılarından uzaklaşmamız gerekiyor, yoksa eşşek cennetini boylamamız içten bile değil diyebilirim. Eğer yanımıza bir el bombası düşerse ise o dediğim yere anında gidiveriyoruz. Oyunda o kadar çok el bombası atılacak ki, sırf bu yüzden de oyuna getirilen bir yenlik de göze çarpıyor. Yanımıza bir el bombası düştüğünde, ekranın ortasında bir el bombası ikonu beliriveriyor ve etrafındaki ok işareti de hangi yönde olduğunu gösteriyor bize, bu şekilde de el bombasından ters bir istikamete giderek patlamanın etkisinden kurtulabiliyor yada o etkiyi en aza indirebiliyoruz.
İkinci oyunumuzda göze çarpan bir yenili daha varki bu yenilik özellikle de keskin nişancılığın aslında hiçte kolay olmadığını gösteren cinsten bir gerçeklik kazandırıyor oyuna. Bir sniper tüfeği ile nişan aldığımızda, hedefi bir türlü tutturamadığımızı görüyoruz. Shift tuşu ile nefesimizi tuttuğumuzda ise hedefe nişan alabilmemiz oldukça kolaylaşmakta.
Oyunda ayrıca yeni bir Save sistemi yer alıyor.Oyunu biraz daha zorlaştırmak için getirilen bu yenilik ile, oyunda ilerledikçe bizim geçtiğimizi fark etmediğimiz Checkpointlerde oyun otomatik olarak Save oluyor. Öldüğümüzde ise o Checkpoint noktasından oyuna başlıyoruz. Bu noktanın neresi olduğunu bilemiyeceğimiz için çok başlara dönmemiz de olası. Bu yüzden yukarı da bahsettiğim gibi gözünüz kanlanmaya başladığında çokta üstelemeyin derim :)
Son olarak oyunun teknik detaylarına geçtiğimizde ise İnfinite Ward’ın yine yapacağını yaptığını söyleyebilirim. Grafikler ilk oyundan bu yana oldukça geliştirilmiş. Gerek kaplamalar olsun gereksede karakter modellemeleri olsun oldukça başarılılar. Gölge ve ışık efektlerini de başarılı bir biçimde kullanan oyundaki fizik motorunun sadece önceden tasarlanmış şeylerde çalıştığını görmek ise beni üzen bir diğer ayrıntı. Keşke Half Life 2’deki gibi bir fizik motorunu, keşke F.E.A.R.’daki gibi efekt konusunda aşmış sahneleri bu oyunda da görebilseydik. İşte bu ayrıntılarda olduğunda kendimizi gerçektende savaşın içinde hissetmememiz için bir sebep yok diyebilirim. Sistem olarak ise oyunu minimum sistem gereksinimlerinde de Options’daki bir kaç grafik detayını düşürerek oynamanızda mümkün.
Fizik motoru ciddi anlamda düşünülmüş olsaydı, çizgisel bir oyun mantalitesinden uzaklaşılmış olsaydı Call of Duty 2 benden tam puan alacaktı buna hiç kuşku yok. Ama herşeye rağmen bu yeni Call of Duty macerasıda oynanmaya hatta bittiğinde bile tekrar oynanmayı fazlasıyla hak ediyor. Her ne kadar oyunun ömrü çok kısa olsa bile !..
| Oyun Sponsorumuz
 Eklenme: November 5th 2007 Category: Playstation 2 Yazan: Senderson Puan:      Toplam Puan: 10 (1 Oy Ver) İnceleme Puanla & Yorumla Hit: 817 Dil:
[ İncelemelere Geri Dön | Yorum Ekle ] |
|
|
|