Gece saatin üçüydü. Genç kız okuduğu kitabı en sonunda bitirmişti. Kitap da meleklerin hikâyeleri anlatılıyordu. Okuduğu kitaplar arasında en mükemmel kitap bu olmalıydı. Kitabı göğsüne bastırıp perdenin ucunu araladı. Sokak lambasına baktığında kar yağdığını fark etti. Onun için kış mevsiminin en güzel yanı kar yağmasıydı. Havanın nasıl olacağını ninesinden öğrendiği ipuçlarıyla tahmin edebiliyordu. Aklına birden kitabın ön kapağındaki yazı geldi.
Her Kar Tanesini Bir Melek İndirirken Yeryüzüne; Bir Aşkı Kaç Melek Bilmem? Yarın 14 Şubat dedi ve yine bu Şubat’ta da kendisini saran bir aşk bulamamıştı. Aradığı aşk çok farklıydı onun için. Perdeyi kapattı kitabı çantasına koydu. Odanın ışığını kapatıp derin bir uykuya daldı.
Çalar saatin sesiyle gözlerini açtı. Onun için sıcak yatağından kalkması çok zor oldu. İşe gitmek için hızlı bir şekilde hazırlanıp sokağa çıktı. Otobüs durağına gidip otobüsün gelmesini bekledi. Çok geçmeden otobüs gelmişti. Otobüs, her zamanki gibi tıklım tıklım doluydu. Zar zor biletçiye parasını uzattı. İki adım dahi atmamıştı ki oturan genç bir delikanlıyla göz göze geldi. Delikanlı “Buyurun bayan ayakta kalmayın” dedi. Kız mahcubiyet içerisinde “hayır rahatsız olmayın beyefendi” dedi. Delikanlı “hayır lütfen buyurun” diye yanıt verdi. Delikanlı ayağa kalktı. Genç kız delikanlının verdiği yere oturdu. Gencin elinde birçok kitap vardı. Kızcağız “Kitapları isterseniz ben tutabilirim” dedi. Delikanlı tebessümle ederek:
-Zahmet olmasın
-Yok hayır ne zahmeti
-Peki buyurun
Genç kız kitapları aldı.
Kitaplardan en üstte duran, dikkatini çekmişti. Kitabın ön kapağında çok güzel kalp şeklinde pasta resmi duruyordu. Etrafı çiçekten şekerlemelerle süslü bir pastaydı. Tebessümle ne güzel pasta dedi. Genç delikanlı kendisine ait bir pastanesinin olduğunu, sevgililer günü dolayısıyla siparişlerin çok olduğunu, pastaları kendisinin yaptığını söyledi. Genç kız delikanlının anlattıklarını dikkatlice dinlendi. Hayretler içerisinde; “Herkesin sevgisine ortak olmak ne güzel” dedi. Genç sadece bir tebessümle yanıt verdi. Bir süre sessizlik oldu. Genç delikanlı “İnmeliyim artık kitaplarımı alabilirim” dedi. Genç kız kitapları uzattı. Delikanlı teşekkür edip kitapları aldı ve “hoşçakalın” dedi. Genç kız delikanlının tebessümlerinden çok etkilenmişti. Otobüs durakta durdu ve delikanlı indi. Bir durak sonrada genç kızda indi. İş yerine ulaşmak için her zamanki yoldan yürümek istemeyip bir arka sokaktan yürümek istedi. Biraz ilerledikten sonra dikkatini ilerde duran bir pastane çekmişti. Pastaneye girip birkaç poğaça alıp işyerinde yemeyi düşündü. Pastaneye doğru ilerledi. Kapıyı açtı. Şaşkınlık içinde durakladı. Sabah otobüste karşılaştığı genç yine karşısındaydı. Genç kız tekrar merhaba deyip poğaça alacağını söyledi. Genç delikanlı poğaçaların henüz fırından çıkmadığını, eğer iş adresini verirse poğaçaları çırakla göndereceğini söyledi. Kız tabi ki deyip iş adresini verdi.
-Peki, isimiz neydi hanım efendi? Çırak kime teslim edecek?
-İsmim Pınar, çırağınız Pınar hanım derse arkadaşlar çalıştığım bölümü gösterirler deyip çantasından cüzdanını çıkardı. Genç delikanlıya parayı uzattı. Delikanlı tebessümle parayı aldı. Pınar genç delikanlıya teşekkür edip dükkândan ayrıldı.
İşyerine vardığında mesaisinin başlamasına 10 dakika vardı. Sabırsızlıkla poğaçaları bekliyordu. Yarım saat sonra elinde paketlerle sevimli mi sevimli bir çocuk odasının kapısında belirdi.
- Pınar abla poğaçaların.
- Teşekkür ediyorum.
Paketteki poğaçalar sıcacıktı küçük çocuk bir pasta paketi daha uzattı. Pınar abla buda senin.
-Ben başka bir şey sipariş vermedim.
Çocuk ise masum bir tavırla
“Bu paketi size Taner ustam gönderdi hediyesiymiş” dedi. Pınar Taner ustamı dedi ve durakladı.
Evet dedi çocuk sabah siparişleri verdiğiniz kişi diye ekledi. Çocuk masanın üstüne paketi bıraktı ve pınarın teşekkür etmesini bile beklemeden hızla dışarı çıktı. Pınar şaşırmıştı. Bu paketi sabah otobüste karşılaştığı genç delikanlı göndermişti. Delikanlıya karşı bir şeyler hissetmişti yüreğinde. Bu hisleri paketi alınca sanki biraz daha artmıştı. Sabırsızlıkla paketi açtı. Paketi açınca gözlerine inanamadı. Pakette genç delikanlının kitaplarında ilk baktığı ve beğendiği çiçek kalp şeklindeki pasta duruyordu. Pastanın üzerinde yazı yazıyordu. Yazıyı okuyunca bir kez daha hayrete düştü. Yazı da gece yarısı okuduğu kitabın ön sözü yazıyordu. Her Kar Tanesini Bir Melek İndirirken Yeryüzüne; Bir Aşkı Kaç Melek Bilmem? .Şaşkınlığı bir kat daha artmıştı. Pastaya bakakaldı. Arkadaşının odaya girmesiyle irkildi. Arkadaşı pastaya bakıp “Ne güzel pasta hayırdır sabah sabah bu pastada ne” dedi? Pınar sadece hiç demekle yetindi. Sonra mutfak bölümünde arkadaşlarıyla birlikte pastayı yediler. Pınarın kafası karmakarışıktı. Aklına öğle paydosunda dışarı çıkıp pastaneye gidip Taner ustaya teşekkür etmek geldi. Hem de bu fırsatla tekrar onu görebilirim diye düşündü. Öğle paydosunda çantasını alıp hemen sokağa çıktı. Pastaneye vardığında tekrar genç delikanlıyı görünce içi içine sığmıyordu. Merhaba dedi ve ekledi buraya size teşekkür etmek için geldim. Pasta çok mükemmeldi, ama üzerindeki yazıya bir türlü anlam veremedim. Taner yine tebessümle beğeneceğinizi düşündüğüm için pastayı size hediye etmek istedim.
Pınar gülerek
-Evet çok beğendim, ama yazı benim okuduğum kitabın ön sözüydü nerden tahmin ettiniz buna anlam veremedim.
Taner yine tebessümle “söylemesem mahsuru var mı” dedi.
Pınar ısrarla lütfen dedi. Taner bekler misiniz bir saniye deyip tezgâhın arka tarafına geçti. Rafta duran poşetten kitabı çıkardı tekrar Pınarın yanına gelip bu kitabı otobüste yanlışlıkla benim kitapların içerisine karıştırmışsınız. Kitabın ön sözü hoşuma gitti ve yazdım. Pınar gülmemek için zor tutuyordu kendini. Çok hoş bir rastlantıydı bunlar. Pınar tekrar teşekkür etti.
Taner vaktiniz varsa size çay ikram edebilirim dedi. Pınar bu teklifi kabul etti. Birlikte oturup çay içip sohbet ettiler. Sonra Pınar saatine bakıp mesai vaktinin başladığını fark etti. Her şey için tekrar teşekkür edip dükkândan ayrıldı.
Pınar için çok güzel bir gündü. Taner’i tanımış olmak onun için daha da güzeldi. Onu tekrar ne zaman görebilirdi. Bunun düşüncesiyle yoluna devam etti. İşe vardığında Taner’i ne zaman görebilirim düşüncesi hala kafasındaydı. Tesadüf ve rastlantılara yer bırakmamalıydı. Aklına iş çıkışı tekrar pastaneye gidip tatlı almak geldi. Mesai bitimini sabırsızlıkla bekledi. Mesai bittiğinde çantasını ve paltosunu alıp dışarıya çıktı. Pastaneye vardığında karşısında Taner’i göremedi. Pastanede yaşlı bir bay ve bayan vardı.
Pınar
-Merhaba. Ben Taner ustaya bakmıştım. Kendisi yok mu? dedi
Yaşlı bayan
-Anlamadım
Pınar tekrar sordu. Taner ustaya bakmıştım
Yaşlı bayan yine aynı cevabı verdi.
-Burada öyle biri yok.
Pınar şaşırmıştı. Nasıl olur sabah ve öğle kendisi buradaydı.
Yaşlı bayan yanlış yere geldin sanırım burada öyle birisi yok dedi.
Pınar şaşkınlık içinde peki 11 yaşında küçük bir çırağınız yok mu diye ekledi.
Yaşlı “bayan hayır yıllardır bu pastaneyi ikimiz işletiyoruz” dedi.
Pınar
- Nasıl olur bu pastane olduğuna eminim dedi. Kafası karmakarışık olmuştu. Hayır, kardeşim laftan anlamıyor musun sesi kulaklarında patlıyordu. Şaşkınlık içerisinde gözlerini açtığında kendisi hala işe gitmek için otobüsteydi. Sanki bütün bunların hepsi bir rüyaydı. Ve bu rüyaya inanamamıştı. Elinde sıkı sıkıya tuttuğu okuduğu kitap vardı. Otobüsün camından dışarıya baktı. Yaşadıkları belki mesaj olabilirdi. Yine kar yağmaya başlamıştı. İneceği durağa geldiğinde ayağa kalkıp otobüsün durmasını bekledi. Otobüsten indi. Yerler kar tutmaya başlamıştı. Yavaş adımlarla işyerinin yolunu tuttu.
THE END
Yazar: Yasemin Hanoğlu